Gazze'de devam eden ve uluslararası hukuka göre soykırım olarak nitelendirilen saldırılar sürerken, Filistinli gazetecilerin maruz kaldığı baskı ve tarafsızlık yanılsaması, medya etiği açısından tartışılıyor. İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırılarında şu ana kadar en az 136 gazeteci öldürüldü; bu rakam, Birleşmiş Milletler ve basın özgürlüğü örgütlerinin verilerine yansıyor. Bu ölümlerin çoğu, İsrail ordusunun hedefli saldırıları sonucu gerçekleşti. Orta Doğu Gözü'nde (Middle East Eye) yayımlanan bir analiz, Filistinli gazetecilerin, soykırım koşullarında batılı medyanın dayattığı tarafsızlık ilkesinin, aslında işgalciye hizmet ettiğini savunuyor. Bu analiz, Filistinli gazetecilerin yaşadığı ikilemi ve tarafsızlık kavramının gerçekte ne anlama geldiğini derinlemesine inceliyor.
Tarafsızlık mı, yoksa suç ortaklığı mı?
Filistinli gazeteciler, İsrail saldırılarını belgelemek için büyük risk alıyor; ancak batılı haber kuruluşlarının çoğu, Filistin tarafının haberlerini aktarırken genellikle İsrail'in resmi açıklamalarını ön plana çıkarıyor ve Filistinli sesleri görmezden geliyor. Bu durum, tarafsızlık ilkesinin aslında güçlü tarafın lehine işlediği eleştirilerini beraberinde getiriyor. Analizde, İsrail'in Gazze'deki saldırılarında hastaneleri, okulları ve sivil yerleşimleri hedef almasına rağmen, batılı medyanın bu olayları çoğu zaman İsrail'in iddiaları üzerinden yorumladığı belirtiliyor. Örneğin, El-Ehli Baptist Hastanesi'ne düzenlenen saldırıda, batılı medya ilk başta İsrail'in suçlamalarını öne çıkarırken, Filistinli yetkililerin ve bağımsız araştırmaların ortaya koyduğu kanıtları yetersiz şekilde aktardı. Bu tür haberler, Filistinli gazetecilerin tarafsızlık ilkesini sorgulamasına neden oluyor; çünkü tarafsızlık, çoğu zaman işgalci ile işgal edilen arasında eşit ağırlık vermek anlamına gelmiyor, aksine soykırımın faillerinin meşrulaştırılmasına hizmet ediyor.
Filistinli gazeteciler, özellikle sosyal medyada aktif olarak çalışıyor ve İsrail saldırılarının vahametini dünyaya duyurmaya çalışıyor; ancak bir yandan da İsrail güçlerinin hedefi olma riskiyle karşı karşıyalar. Gazze'de öldürülen gazetecilerin büyük çoğunluğu, haber yaparken öldürülmüş durumda. Bu durum, basın özgürlüğü örgütlerinin sert tepkisine yol açıyor. Uluslararası Af Örgütü ve Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF), İsrail'in gazetecilere yönelik saldırılarını savaş suçu olarak nitelendiriyor. Ancak, İsrail hükümeti bu iddiaları reddediyor ve gazetecilerin 'Hamas'ın propagandasını yaptığını' öne sürüyor. Bu söylem, Filistinli gazetecilerin tarafsızlık ilkesine daha da sıkı sarılmasına neden olurken, aynı zamanda onların can güvenliğini de tehdit ediyor.
Bölgesel ve küresel boyut: medyanın çifte standardı
Gazze'deki soykırım haberciliği, küresel medyanın çifte standardını açıkça ortaya koyuyor. Batılı medya kuruluşları, Ukrayna'daki savaşta Rusya'nın saldırılarını kınarken, İsrail'in Gazze'deki saldırılarını çoğu zaman 'meşru müdafaa' çerçevesinde sunuyor. Bu farklı yaklaşım, Orta Doğu'da büyük tepki çekiyor ve medyanın güvenilirliğini zedeliyor. Öte yandan, Arap ve Müslüman ülkelerdeki medya kuruluşları, Filistin meselesine daha duyarlı yaklaşırken, küresel medyada Filistinli seslerin yeterince yer bulamadığı eleştirisi yapılıyor. Bu bağlamda, Filistinli gazetecilerin çalışmaları, yalnızca haber değil, aynı zamanda bir direniş biçimi olarak görülüyor.
İsrail'in gazetecilere yönelik saldırıları, basın özgürlüğü açısından da vahim bir tablo ortaya koyuyor. Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO), gazetecilere yönelik saldırıları kınayarak, bu saldırıların ifade özgürlüğüne karşı bir ihlal olduğunu vurguluyor. Ancak, uluslararası toplumun bu konudaki tepkisi sınırlı kalıyor; İsrail'e yönelik herhangi bir yaptırım kararı alınmış değil. Bu durum, Filistinli gazetecilerin 'tarafsızlık' ilkesinin, uluslararası kamuoyunun gözünde aslında bir yanılsama olduğunu gösteriyor; zira bu ilke, soykırımın görmezden gelinmesine hizmet ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin Filistin davasına verdiği desteği ve bölgesel medya politikalarını yakından ilgilendiriyor. Türkiye, İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırılarını soykırım olarak nitelendirerek kınayan ülkeler arasında yer alıyor; ancak batılı medyanın bu konudaki tutumu, Türkiye'nin uluslararası kamuoyunu bilgilendirme çabalarını zorlaştırıyor. Türk basını, Gazze'deki katliamı geniş şekilde yer verirken, Türkiye'nin diplomatik girişimleri ve insani yardımları, bölgede etkisini artırıyor. Bu haber, Türkiye'nin medya alanında da Filistinlilerin sesini duyurma sorumluluğunu hatırlatıyor; zira Filistinli gazetecilerin yaşadığı baskı, bölgedeki demokrasi ve ifade özgürlüğü açısından Türkiye için de bir endişe kaynağı oluşturuyor. Türkiye'nin, Filistinli gazetecilerin korunması ve uluslararası toplumun dikkatini çekmesi için diplomatik platformlarda daha aktif rol alması bekleniyor.