Gazze'de 7 Ekim 2023'te başlayan savaşın ardından Ocak 2025'te ilan edilen ateşkes, bölgedeki sağlık krizine çözüm getirmedi. Hamas Sağlık Bakanlığı'nın verilerine göre, ateşkesin yürürlüğe girdiği tarihten bu yana yurtdışında tedavi edilmek üzere sevk edilen yaklaşık 300 Filistinli, tahliye işlemleri tamamlanamadığı için hayatını kaybetti. Ölenler arasında kanser hastaları, diyalize ihtiyaç duyan böbrek yetmezliği çekenler ve savaş yaralıları bulunuyor. Ateşkesin ardından insani yardım koridorları açılsa da, İsrail'in sıkı ablukası ve karmaşık bürokratik prosedürler, hastaların acil tıbbi müdahale için bölgeyi terk etmesini neredeyse imkansız hale getiriyor.
Tahliye beklerken ölüm: Sağlık sisteminin çöküşü
Gazze'deki sağlık sistemi, savaşın yıkıcı etkisiyle tam anlamıyla çökmüş durumda. Hastanelerin büyük bölümü bombalanarak kullanılamaz hale gelirken, kalan sağlık tesisleri de ilaç, tıbbi malzeme ve personel yetersizliğiyle boğuşuyor. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre, Gazze'deki 36 hastaneden yalnızca 11'i kısmen faaliyet gösterebiliyor. Kanser tedavisi gören hastalar için kemoterapi ilaçları yok, diyaliz makineleri yedek parça bulunamadığı için çalışmıyor. Bu koşullarda hayatta kalabilmek için yurtdışına sevk zorunlu hale geliyor. Ancak sevk edilen hastaların Mısır sınırındaki Refah Kapısı'ndan geçişi, İsrail'in güvenlik gerekçesiyle sıkı denetime tabi tuttuğu bir süreç. Hastaların isimleri önceden İsrail makamlarına bildiriliyor, ardından günlerce süren güvenlik kontrolleri yapılıyor. Bu süreç, kritik durumdaki hastalar için çoğu zaman çok uzun sürüyor.
Hamas Sağlık Bakanlığı sözcüsü Ashraf al-Qudra, yaptığı açıklamada, "Ateşkesin ardından binden fazla hasta sevk edilmek üzere listeye alındı, ancak bunlardan yalnızca 200'ü bugüne kadar tahliye edilebildi. Geri kalan 800 hasta hâlâ sınır kapısında bekliyor. Her geçen gün daha fazla hasta kaybediyoruz" dedi. Al-Qudra, ölenlerin çoğunun kanser veya kronik böbrek yetmezliği çeken hastalar olduğunu, bu tür hastalıkların tedavisiz geçen her günün ölüm riskini artırdığını vurguladı. Birleşmiş Milletler Yakın Doğu'daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA) da benzer bir tablo çiziyor: Gazze'de yaklaşık 2,2 milyon insanın acil tıbbi yardıma ihtiyacı var, ancak kaynaklar çok kısıtlı.
Uluslararası toplumun çaresizliği: İnsani kriz derinleşiyor
Gazze'deki insani kriz, sadece sağlık alanında değil, tüm boyutlarıyla derinleşiyor. BM İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA), Gazze'de nüfusun %80'inin yerinden edildiğini, temiz suya erişimin neredeyse tamamen kesildiğini ve salgın hastalık tehlikesinin arttığını bildiriyor. Çocuk felci aşısı stokları tükenmek üzere, su kaynaklı hastalıklar yaygınlaşıyor. ABD, Avrupa Birliği ve çeşitli yardım kuruluşları, İsrail'e çağrıda bulunarak tahliye prosedürlerinin hızlandırılmasını talep ediyor, ancak somut bir ilerleme kaydedilemiyor. Mısır, Refah Kapısı'nı insani yardım için açık tutarken, İsrail'in güvenlik kontrolleri nedeniyle geçişler yavaş ilerliyor. Filistin Kızılayı, her gün ortalama 50 hastanın tahliye edilmeyi beklediğini, ancak bu sayının ihtiyacın çok altında olduğunu belirtiyor.
Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC) ve DSÖ, Gazze'deki sağlık sisteminin çöküşünü "felaket" olarak nitelendiriyor. DSÖ Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, konuya ilişkin yaptığı yazılı açıklamada, "Gazze'de her gün tedavi edilebilir hastalıklar yüzünden insanlar ölüyor. Bu kabul edilemez. Uluslararası toplum, ateşkesin yarattığı fırsatı kullanarak insani erişimi derhal kolaylaştırmalı" ifadelerini kullandı. Ancak sahadaki kaynak taraması, siyasi çekişmeler ve koordinasyon eksikliği nedeniyle yardım çabalarının etkisiz kaldığını gösteriyor. İsrail, Hamas'ın askeri kanadının hâlâ faaliyette olduğunu ve tahliye edilen hastalar arasında savaşçıların da bulunabileceğini öne sürerek güvenlik önlemlerini sıkı tutuyor. Bu durum, masum sivillerin bedelini ağır ödediği bir insani krizi derinleştiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Gazze'deki insani krize kayıtsız kalmıyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İsrail'in Gazze politikasını sık sık eleştirirken, Türkiye Filistin'e insani yardım sağlayan ülkelerin başında geliyor. Ateşkes sonrası Türkiye, Gazze'ye 15 bin tonun üzerinde yardım malzemesi gönderdi ve sahra hastaneleri kurdu. Ancak bu yardımlar, tahliye kuyruğunda bekleyen hastaların acil ihtiyaçlarını karşılamaya yetmiyor. Türkiye'nin diplomatik girişimlerle İsrail ve Mısır arasında bir köprü kurarak tahliye sürecini hızlandırma çabası, bölgedeki etkisini artırabilir. Öte yandan, bu kriz Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki insani diplomasi rolünü pekiştirirken, İsrail'le bozulan ilişkilerin normalleşmesi için de bir test niteliği taşıyor. Türkiye, Filistin davasına verdiği destekle bölgesel bir aktör olarak konumunu güçlendirmeye çalışıyor, ancak bu çabaların somut sonuçlara dönüşmesi için uluslararası baskı mekanizmalarını harekete geçirmesi gerekiyor.