İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik soykırım niteliğindeki saldırılarının üçüncü yılına girilirken, bölgede çocukluk kavramı tamamen yeniden tanımlandı. Birleşmiş Milletler ve insan hakları örgütlerinin verilerine göre, Ekim 2023'ten bu yana 15 binden fazla Filistinli çocuk hayatını kaybetti, binlercesi yaralandı veya sakat kaldı. Gazze'deki 2,3 milyonluk nüfusun yaklaşık yarısını çocuklar oluşturuyor ve neredeyse tamamı yerinden edilmiş durumda. Okulların çoğu yıkıldı veya sığınak olarak kullanılıyor; eğitim sistemi çökmüş durumda. Çocuklar açlık, hastalık ve sürekli bombardıman altında yaşıyor. Psikolojik travma oranları tarihi seviyelerde.
Üç yıllık yıkımın bilançosu: Kayıp bir nesil
İsrail'in 7 Ekim 2023'te başlattığı ve aralıklarla süren saldırıları, Gazze'yi yaşanmaz bir hale getirdi. BM Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) ve Dünya Sağlık Örgütü (WHO) raporlarına göre, Gazze'deki çocukların yüzde 90'ından fazlası travma sonrası stres bozukluğu belirtileri gösteriyor. Yetersiz beslenme oranı yüzde 30'u aşmış durumda; özellikle 5 yaş altı çocuklarda bodurluk ve gelişim geriliği hızla artıyor. Sağlık altyapısının çökmesi nedeniyle basit hastalıklar bile ölümcül olabiliyor. Hastanelerin çoğu çalışmıyor, tıbbi malzeme ve yakıt sıkıntısı had safhada.
Eğitim alanında ise tablo daha da vahim. BM verilerine göre Gazze'deki 563 okuldan 400'den fazlası hasar gördü veya yıkıldı. 625 bin öğrenci bir yıldır okula gidemiyor. Öğretmenlerin büyük kısmı ya öldü ya da yerinden edildi. Çocuklar, hayatlarının büyük bölümünü çadır kentlerde, enkaz altında veya sığınaklarda geçiriyor. Oyun oynayacak güvenli alanlar yok; parklar, bahçeler bombalandı. Birçok çocuk ailesini kaybetti, refakatsiz kaldı. BM, Gazze'de en az 19 bin çocuğun ebeveynlerinden birini veya her ikisini kaybettiğini tahmin ediyor.
Uluslararası Kızılhaç Komitesi ve Save the Children gibi kuruluşlar, Gazze'deki çocukların maruz kaldığı şiddetin boyutunu "nesil kaybı" olarak nitelendiriyor. Uzmanlar, savaşın sona ermesinin ardından bile travmanın on yıllarca süreceğini, eğitim açığının kapatılmasının zor olacağını vurguluyor. Çocukların fiziksel ve zihinsel gelişimi geri döndürülemez şekilde etkilenmiş durumda.
Uluslararası tepkiler ve hukuki süreçler
Gazze'deki çocuk hakları ihlalleri, uluslararası mahkemelere taşınmış durumda. Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) savcılığı, İsrail yetkilileri hakkında savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar kapsamında soruşturma yürütüyor. Güney Afrika'nın açtığı soykırım davası Uluslararası Adalet Divanı'nda (UAD) devam ediyor. BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, defalarca ateşkes çağrısı yapmasına rağmen somut adım atılamadı. BM Güvenlik Konseyi'nde ABD'nin veto yetkisini kullanması, etkili kararların önünü tıkıyor.
İnsan hakları örgütleri, uluslararası toplumun Gazze'deki çocukları korumakta başarısız olduğunu belirtiyor. Amnesty International ve Human Rights Watch, İsrail'in uluslararası hukuku ihlal ettiğini, sivil altyapıyı hedef aldığını ve çocukları kasıtlı olarak mağdur ettiğini raporluyor. Ancak bu raporlar, pratikte yaptırım veya koruma mekanizmalarına dönüşmüyor.
Bölgesel aktörler ise farklı tutumlar sergiliyor. Mısır ve Katar, ateşkes müzakerelerinde arabuluculuk yapmaya çalışıyor; ancak kalıcı bir çözüm sağlanamadı. Türkiye, İsrail'e yönelik eleştirilerini sürdürüyor ve Gazze'ye insani yardım gönderiyor. İran ve Hizbullah, direniş ekseninde İsrail'e karşı cephe alırken, Suudi Arabistan ve BAE gibi Körfez ülkeleri daha temkinli bir diplomasi izliyor. ABD ise İsrail'e askeri destek vermeye devam ediyor; bu durum Batı'nın çifte standardı eleştirilerini güçlendiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Gazze'de çocukluk kavramının yok olması, Türkiye'nin insani diplomasi ve bölgesel istikrar açısından doğrudan ilgilendiriyor. Türkiye, Filistin davasına verdiği destekle İslam dünyasında liderlik iddiasını sürdürürken, aynı zamanda Batı ile ilişkilerinde denge gözetiyor. Ancak üç yıllık süreçte somut bir koruma mekanizması oluşturulamaması, Ankara'nın arabuluculuk kapasitesini sınırlıyor. Gazze'deki insani kriz, Türkiye'ye yönelik göç baskısını artırabilir ve bölgesel Radikalleşme riskini yükseltebilir. Türkiye'nin yeniden inşa ve insani yardım çabaları, uzun vadede bölgesel nüfuzunu güçlendirebilir; ancak kalıcı ateşkes sağlanmadan bu çabaların etkisi sınırlı kalacaktır. Ayrıca, uluslararası hukuk önünde hesap verebilirlik çağrıları, Türkiye'nin çok taraflı platformlarda savunduğu bir pozisyon olarak öne çıkıyor.