Gazze Şeridi'nde 7 Ekim 2023'te başlayan çatışmalarda hayatını kaybeden Filistinlilerin sayısı 73 bini aştı. Gazze'deki Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, son 24 saatte 52 kişinin daha öldüğü, toplam can kaybının 73.298'e yükseldiği belirtildi. Yaralı sayısı ise 160 binin üzerinde. Bakanlık, enkaz altında binlerce cesedin bulunduğunu, bu nedenle gerçek sayının daha yüksek olabileceğini vurguladı. Bu açıklama, Mısır, Katar ve ABD arabuluculuğunda varılan ve 19 Ocak'ta yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasına rağmen İsrail'in saldırılarını sürdürdüğü bir dönemde geldi.
Ateşkes ihlalleri ve insani kriz
İsrail, ateşkes anlaşmasının imzalanmasından bu yana Gazze'nin çeşitli bölgelerine hava saldırıları düzenlemeye devam ediyor. Özellikle Gazze kentinin doğusunda ve Han Yunus çevresinde yoğunlaşan saldırılarda sivil kayıplar yaşanıyor. Ateşkesin ilk aşamasında İsrail'in askerlerini Gazze'den çekmesi ve bazı Filistinli mahkumların serbest bırakılması öngörülürken, taraflar arasındaki güvensizlik ve anlaşmanın uygulanmasındaki belirsizlikler çatışmaların tamamen durmasını engelliyor. BM ve uluslararası kuruluşlar, Gazze'deki insani durumun felaket boyutunda olduğu uyarısını yapıyor. Bölgede temiz su, gıda ve ilaç sıkıntısı had safhada. BM Yakın Doğu'daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA), Gazze nüfusunun yüzde 80'inin yerinden edildiğini ve temel ihtiyaçlara erişimin giderek zorlaştığını bildiriyor.
Ateşkes müzakerelerinde arabulucu rolü üstlenen Mısır ve Katar, tarafları anlaşmanın uygulanması konusunda uyarırken, ABD'nin de İsrail üzerinde baskı kurduğu belirtiliyor. Ancak İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun Hamas'ı yok etme hedefinde ısrarcı olması, ateşkesin kalıcı olma ihtimalini zayıflatıyor. Hamas ise ateşkes ihlallerine dikkat çekerek, uluslararası toplumun İsrail'e yaptırım uygulaması çağrısında bulunuyor. Özellikle Gazze'nin kuzeyinde temiz suya erişimin neredeyse tamamen kesilmesi, bölgeyi salgın hastalık tehdidiyle karşı karşıya bırakıyor. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Gazze'de hepatit A ve çocuk felci vakalarında artış olduğunu rapor etti.
Bölgesel yansımalar ve uluslararası tepkiler
Çatışmaların bölgesel boyutu, özellikle İran ve Hizbullah'ın olası müdahalesiyle daha da karmaşık bir hal alabilir. Lübnan sınırında da devam eden gerilim, geniş çaplı bir savaş riskini artırıyor. ABD Başkanı Joe Biden yönetimi, İsrail'e askeri yardımı sürdürürken, sivil kayıpların azaltılması çağrısında bulunuyor. Avrupa Birliği (AB) ise ateşkesin güçlendirilmesi için diplomatik girişimlerini yoğunlaştırmış durumda. AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, "Kalıcı bir ateşkes için tüm tarafların taahhütlerini yerine getirmesi şart" ifadelerini kullandı. BM Genel Kurulu'nda Filistin lehine artan oylar, uluslararası toplumda İsrail'e yönelik eleştirilerin yükseldiğini gösteriyor. Öte yandan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri, Filistin devletinin tanınması yönünde adımlar atarken, İsrail ile normalleşme sürecinin askıya alındığı gözleniyor. Çin ve Rusya da BM Güvenlik Konseyi'nde İsrail aleyhine kararların alınması için çaba harcıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, çatışmanın başından bu yana Filistin davasına destek veriyor ve ateşkes çağrıları yapıyor. Gazze'deki insani kriz, Türkiye'nin bölgedeki insani yardım faaliyetlerini artırmasını gerekli kılıyor. Ayrıca, Doğu Akdeniz'deki enerji güvenliği ve bölgesel istikrar açısından, İsrail-Filistin çatışması Türkiye'nin dış politika öncelikleri arasında yer alıyor. Türkiye'nin Katar ve Mısır ile koordineli yürüttüğü arabuluculuk çabaları, bölgedeki nüfuzunu artırabilir. Ancak İsrail ile ticari ilişkiler ve enerji işbirliği projeleri, Türkiye'yi diplomatik denge arayışına itiyor. Dolayısıyla, çatışmanın uzaması Türkiye'nin hem bölgesel güvenlik hem de ekonomik çıkarları için risk oluşturuyor.