İsrail ile Hamas arasında bir yıl önce imzalanan ateşkes anlaşmasının üzerinden geçen sürede, Gazze'de umutlar yerini yıkıma bıraktı. İsrail'in devam eden saldırıları, anlaşmanın getirdiği kırılgan sükuneti gölgeliyor. Bölgede insani durum her geçen gün daha da vahim bir hal alıyor. ABD Başkanı Donald Trump'ın vaat ettiği barış ise henüz ufukta görünmüyor. Alex Croft'un aktardığına göre, bir yıl önceki imza töreninde dile getirilen iyimserlik, bugün yerini derin bir hayal kırıklığına bırakmış durumda.
Ateşkesin arka planı ve yaşananlar
Bir yıl önce, İsrail ve Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, Gazze'ye insani yardımların ulaştırılması ve sivil kayıpların durdurulması açısından önemli bir adım olarak görülmüştü. Ancak anlaşmanın uygulanmasında ciddi sorunlar yaşandı. İsrail, güvenlik gerekçeleriyle düzenlediği operasyonlarla ateşkesi fiilen ihlal etti. Hamas ise roket saldırılarını sürdürdü. Bu karşılıklı ihlaller, anlaşmanın ömrünü kısa sürede tüketti. Birleşmiş Milletler ve uluslararası insani yardım kuruluşlarının raporlarına göre, Gazze'de altyapı büyük ölçüde çökmüş, sağlık hizmetleri felç olmuş, temiz su ve gıdaya erişim neredeyse imkansız hale gelmiş durumda. Yüz binlerce insan evsiz kalmış, çocuklar eğitimden mahrum büyümek zorunda kalıyor. Ateşkesin ilk günlerinde sağlanan kısmi rahatlama, yerini yeniden yoğun çatışmalara bıraktı.
Trump yönetiminin barış sürecine dair açıklamaları ise somut bir sonuç doğurmadı. Başkan Trump, göreve gelir gelmez Ortadoğu'da kalıcı barışı sağlayacağını iddia etmiş, hatta bu konuda kişisel gayret göstereceğini belirtmişti. Ancak ne ABD'nin arabuluculuk çabaları ne de bölge ülkelerinin girişimleri, tarafları yeniden müzakere masasına oturtabildi. Aksine, ABD'nin İsrail'e verdiği koşulsuz destek, Filistin tarafında güvensizliği daha da artırdı. Uzmanlar, barış sürecinin yeniden canlandırılması için öncelikle güven ortamının tesis edilmesi gerektiğini vurguluyor, ancak mevcut koşullarda bunun çok zor olduğunu belirtiyor.
Bölgesel ve küresel yansımalar
Gazze'deki istikrarsızlık, sadece bölgeyi değil, küresel dengeleri de etkiliyor. İsrail'in askeri operasyonları, uluslararası toplumda tepkilere yol açarken, bazı ülkeler İsrail'e yönelik yaptırım çağrılarını yükseltiyor. Avrupa Birliği içinde de farklı sesler çıkıyor; bazı üye ülkeler Filistin devletini tanıma yönünde adımlar atarken, ABD'nin tutumu belirsizliğini koruyor. Öte yandan, Gazze'deki insani kriz, küresel kamuoyunda derin bir vicdani rahatsızlık yaratıyor. Sivil toplum kuruluşları, ateşkesin yeniden tesisi için uluslararası baskının artırılması gerektiğini savunuyor. Ancak BM Güvenlik Konseyi'nde yaşanan kilitlenme, etkili bir uluslararası müdahaleyi engelliyor.
Trump'ın barış vaadinin gerçekleşmemesi, ABD'nin Ortadoğu politikasındaki tutarsızlığı da gözler önüne seriyor. Seçim kampanyasında vaat edilen barış, icraata dökülemedi. Bu durum, ABD'nin bölgedeki güvenilirliğini sorgulatırken, İsrail'in daha da agresifleşmesine zemin hazırladı. Uzmanlar, Filistin meselesinin çözülmeden bölgede kalıcı barışın sağlanamayacağını, bunun da küresel güvenliği tehdit ettiğini belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin davasına verdiği destekle bölgede aktif bir diplomasi yürütüyor. Gazze'deki insani kriz, Türkiye'nin insani yardım koridorlarının açılması ve ateşkesin tesisi yönündeki çabalarını artırmasını gerektiriyor. Ayrıca, İsrail'in saldırıları ve ABD'nin tutumu, Türkiye'nin bölgesel güvenlik hesaplarını etkiliyor. Türkiye, iki devletli çözümün savunucusu olarak, Filistin'in tanınması için uluslararası platformlarda girişimlerde bulunuyor. Gazze'deki istikrarsızlık, Doğu Akdeniz ve geniş Ortadoğu'da Türkiye'nin enerji ve ticaret yolları açısından da risk oluşturuyor. Bu nedenle Türkiye, diplomasi ve insani yardım çabalarını sürdürerek bölgesel barışa katkı sağlamayı hedefliyor.