G7 ülkeleri, gelişmekte olan dünyanın artan jeopolitik ağırlığı karşısında kendi gündemlerini dayatmakta zorlanıyor. Almanya’nın başkenti Berlin’de bu hafta düzenlenen G7 Dışişleri Bakanları toplantısında, Küresel Güney olarak adlandırılan ülkelerin talepleri masanın tam ortasındaydı. Ancak BRICS ve diğer yükselen güçlerin oluşturduğu alternatif platformlar, Batı merkezli düzenin tekelini kırıyor. Bu gelişme, uluslararası sistemin çok kutuplu bir yapıya doğru evrildiğini gösteriyor. G7 üyeleri, kendi çıkarları ile gelişmekte olan ülkelerin beklentileri arasında hassas bir denge kurmaya çalışıyor.
Rekabetin Temel Dinamikleri
G7, dünyanın en büyük yedi sanayileşmiş ekonomisini bir araya getiriyor: ABD, Almanya, Japonya, İngiltere, Fransa, İtalya ve Kanada. Ancak bu ülkelerin küresel GSYİH içindeki payı giderek azalıyor. Öte yandan BRICS (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin, Güney Afrika), satın alma gücü paritesine göre dünya ekonomisinin neredeyse üçte birini temsil ediyor. BRICS’in 2023’teki genişlemesiyle Suudi Arabistan, İran, Etiyopya, Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkeler de gruba katıldı. Bu, Batı dışı güçlerin kurumsal bir ağırlık kazandığını ortaya koyuyor. G7 liderleri, ortak değerler vurgusu yaparken, Küresel Güney ülkeleri daha adil bir ekonomik düzen ve iklim finansmanı talep ediyor. Rusya-Ukrayna savaşı, enerji krizi ve pandemi sonrası tedarik zinciri sorunları, bu ayrışmayı daha da derinleştirdi.
G7 toplantılarının ana gündem maddeleri arasında Çin’in artan etkisi, kritik minerallerin tedariki, yapay zeka düzenlemeleri ve borç krizi yer alıyor. Ancak Küresel Güney ülkeleri, Batı’nın iklim değişikliği ve kalkınma konularında yeterli adım atmadığını düşünüyor. Örneğin, gelişmekte olan ülkelerin iklim adaptasyonu için talep ettiği yıllık 100 milyar dolarlık fon hâlâ tam olarak sağlanmış değil. G7’nin kendi çıkarları doğrultusunda hazırladığı altyapı yatırım planları (örneğin, Küresel Altyapı ve Yatırım Ortaklığı), Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi’ne alternatif olarak sunulsa da, bu girişimlerin uygulanması yavaş ilerliyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Küresel Güney kavramı, coğrafi bir tanımdan çok, ekonomik ve siyasi bir duruşu ifade ediyor. Bu ülkeler, Soğuk Savaş dönemindeki Bağlantısızlar Hareketi’nin mirasını taşıyor. Bugün Hindistan, Endonezya, Brezilya, Türkiye ve Suudi Arabistan gibi ülkeler, hem G7 hem de BRICS ile ilişkilerini çok yönlü olarak yürütüyor. Özellikle Hindistan, hem Quad ittifakının üyesi hem de BRICS’in kurucu ortağı olarak denge politikası izliyor. G7, bu ülkeleri kendi safına çekmek için diplomatik ve ekonomik araçlar kullanıyor. Ancak gelişmekte olan ülkeler, Batı’nın çifte standardından şikayetçi; Ukrayna’ya verilen destek ile Gazze’deki insani krize tepkisizlik arasındaki fark, G7’nin güvenilirliğini zedeliyor.
BRICS’in yeni bir rezerv para birimi oluşturma ve uluslararası finans kuruluşlarında reform yapma çabaları, G7’nin domine ettiği IMF ve Dünya Bankası sistemine meydan okuyor. Rusya ve Çin’in öncülüğünde yürütülen dolardan arınma (de-dollarizasyon) girişimleri, Suudi Arabistan gibi petrol ihracatçılarının da katılımıyla ivme kazanıyor. Bu gelişmeler, küresel finansal mimaride köklü değişikliklerin habercisi olabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, hem NATO üyesi olarak Batı ittifakında yer alırken hem de BRICS ve Şanghay İşbirliği Örgütü gibi platformlarla yakın ilişkiler kurarak çok yönlü bir dış politika izliyor. G7’nin Küresel Güney’e yönelik açılımları, Türkiye’nin arabuluculuk kapasitesini artırabilir. Ancak Türkiye’nin Ukrayna savaşındaki dengeli tutumu ve Doğu Akdeniz’deki enerji politikaları, G7 ülkeleriyle zaman zaman gerilime yol açıyor. Türkiye’nin BRICS’e tam üyelik başvurusu düşünülürse, G7-Türkiye ilişkileri daha karmaşık bir hal alabilir. Ekonomik olarak, Türkiye’nin dış ticaretinin büyük kısmı AB ile yapılıyor, ancak Orta Doğu ve Asya’daki yeni pazarlar giderek önem kazanıyor. Dolayısıyla Türkiye, bu rekabet ortamında denge politikasını sürdürerek hem Batı’dan hem Doğu’dan maksimum faydayı sağlamaya çalışacaktır.