Fransa'nın sömürge döneminde yağmaladığı ve Mart ayında iade ettiği kutsal 'konuşan davul' Djidji Ayokwe, Cuma günü Fildişi Sahili'ndeki köyüne ulaştı ve yerel halk, davulu 108 yıl aradan sonra ilk kez görme fırsatı buldu. Fildişi Sahili'nin kültürel mirasının en önemli sembollerinden biri olan davul, Fransız sömürge birlikleri tarafından 1916'da ülkeden çıkarılmış ve Quai Branly Müzesi'ne götürülmüştü.
Kutsal Davulun Tarihi ve Önemi
Djidji Ayokwe, Fildişi Sahili'nin güneydoğusundaki Adioukrou halkı için sadece bir müzik aleti değil; topluluğun kimliğinin, tarihinin ve manevi dünyasının ayrılmaz bir parçası. Yaklaşık 1.5 metre uzunluğundaki ahşap davul, 'konuşan davul' olarak biliniyor; çünkü geleneksel olarak ritimleriyle mesajlar iletiyor, topluluk üyelerini bir araya çağırıyor, önemli olayları duyuruyor ve kutsal törenlerde kullanılıyordu. Davulun, Fildişi Sahili'nin zengin sözlü geleneğinin somut bir temsilcisi olduğu kabul ediliyor.
Davulun yağmalanması, sömürge döneminin acımasız yüzünü ve Afrika kültürel mirasının sistematik olarak yok edilmesini simgeliyor. 1916'da Fransız birlikleri, Adioukrou halkının direnişini kırarken davulu da alıp Fransa'ya götürmüştü. O tarihten bu yana davul, Paris'teki Quai Branly Müzesi'nde sergileniyordu. Fildişi Sahili hükümeti ve kültür elçileri, yıllardır davulun iadesi için diplomatik çaba harcıyordu. Bu çabalar, Mart 2024'te davulun resmi olarak Fildişi Sahili'ne devredilmesiyle sonuçlandı.
Cuma günü davulun köyüne varışı, adeta bir bayram havasında kutlandı. Köy meydanında toplanan yüzlerce kişi, geleneksel kıyafetlerle davulu karşıladı ve dualar eşliğinde davulun etrafında dans etti. Adioukrou Kralı Djidji Ayokwe'nin manevi önemine vurgu yaparak, 'Bu davul bizim sesimiz, hafızamız ve geleceğimizdir. Onun geri dönüşü, atalarımızın ruhunun da geri dönüşüdür' sözleriyle duygularını ifade etti. Davul, köyde düzenlenecek özel bir törenle halkın ziyaretine açılacak.
Kültürel Mirasın İadesi Tartışmaları
Djidji Ayokwe'nin iadesi, son yıllarda birçok Afrika ülkesinin talep ettiği kültürel mirasın geri verilmesi hareketinin önemli bir parçası olarak görülüyor. Fransa, 2017 yılında Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un Afrika'daki kültürel mirasın iadesi konusundaki açılımından bu yana, bu konuda adımlar atmaya başladı. Macron, sömürge döneminde yağmalanan eserlerin iadesi için bir rapor hazırlatmış ve bu rapor doğrultusunda bazı eserler Afrika ülkelerine geri verilmişti. Ancak Djidji Ayokwe gibi sembolik değeri yüksek eserlerin iadesi, tartışmaları da beraberinde getiriyor.
Bazı Avrupalı müze yetkilileri, iade edilen eserlerin korunması ve sergilenmesi konusunda endişelerini dile getiriyor. Oysa Fildişi Sahili, davulun korunması ve gelecek nesillere aktarılması için uluslararası standartlarda bir müze hazırlığı yapıyor. Abidjan'daki Ulusal Kültür Mirası Ofisi, davulun özel bir vitrinde, uygun ısı ve nem koşullarında sergileneceğini açıkladı. Ayrıca, davulun manevi değerine saygı gösterilmesi için köydeki geleneksel liderlerle iş birliği içinde bir protokol izlenecek.
Bu durum, sömürgecilik döneminde el konulan eserlerin iadesi konusundaki küresel tartışmayı yeniden alevlendirdi. İngiltere, Almanya ve Belçika gibi ülkeler de son yıllarda bazı eserleri iade etmiş; ancak birçok eser hâlâ eski sömürgeci ülkelerin müzelerinde bulunuyor. Afrika ülkeleri, bu eserlerin kültürel kimliklerinin ayrılmaz bir parçası olduğunu ve iade edilmesi için daha fazla çaba gösterilmesi gerektiğini vurguluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin Afrika ile artan ilişkileri bağlamında önem taşıyor. Türkiye, son yıllarda Afrika ülkeleriyle siyasi, ekonomik ve kültürel iş birliklerini güçlendiriyor. Kültürel mirasın iadesi konusu, uluslararası hukuk ve insan hakları çerçevesinde ele alındığında, Türkiye'nin bağımsızlık mücadelesi geçmişi ve sömürgecilik karşıtı duruşuyla örtüşen bir perspektif sunuyor. Türk diplomatlar, Afrika ülkeleriyle yapıcı diyalog içinde bu tür meselelerde destek sunabilir. Ayrıca, Türkiye'nin kültür diplomasisi faaliyetleri, Afrika'daki dostane ilişkilerini derinleştirmek için bu tür sembolik adımları değerlendirme fırsatı bulabilir. Bölgesel ve küresel istikrar açısından, kültürel mirasın iadesi, geçmişte yaşanan adaletsizliklerin onarılması ve toplumsal barışın güçlendirilmesi için önemli bir araç olarak görülüyor.