Beş sivil toplum kuruluşu (STK), Fransa'nın en yüksek idari mahkemesi olan Danıştay'a (Conseil d'État) başvurarak, Fransız hükümetinin, Fransız şirketlerinin ve ekonomik kuruluşlarının İsrail yerleşimlerinde ticari faaliyetlerde bulunmasını engelleyecek önlemler almasını zorunlu kılacak bir karar verilmesini talep etti. Çarşamba günü yapılan başvuru, işgal altındaki Filistin topraklarındaki yerleşimlerle bağlantılı ekonomik ilişkilere karşı Avrupa'da yükselen hukuki mücadelenin bir parçası olarak değerlendiriliyor.
Gelişmenin Arka Planı
STK'lar, Fransız devletinin uluslararası hukuktan doğan yükümlülüklerini yerine getirmediğini savunarak, İsrail yerleşimlerinde faaliyet gösteren veya bu yerleşimlerle ticari ilişki kuran Fransız şirketlerinin bu eylemlerinin, 1949 Cenevre Sözleşmeleri'ne aykırı olduğunu ve savaş suçu niteliği taşıyabileceğini öne sürdü. Başvuruda, Fransız hükümetinin bu tür faaliyetleri önleme veya sona erdirme konusunda gerekli idari ve hukuki tedbirleri almadığı belirtildi.
Fransız STK'ları arasında yer alan Action Sécurité Éthique Républicaines (ASER) ve diğerleri, başvuruya ilişkin ortak yaptıkları açıklamada, İsrail yerleşimlerinin uluslararası hukuka göre yasa dışı olduğunu ve bu yerleşimlerdeki ekonomik faaliyetlerin de bu yasa dışılığın devamına katkı sağladığını vurguladı. STK'lar, Fransız kamuoyunda bu konuda artan bir duyarlılık olduğunu ve hükümetin somut adımlar atmamasının, Fransa'nın uluslararası hukuka saygı konusundaki güvenilirliğini zedelediğini ifade etti.
Bu dava, Fransa'da daha önce benzer girişimlerin ardından geliyor. 2020 yılında, Fransa'nın en büyük telekomünikasyon şirketlerinden Orange'ın İsrail'deki ortaklığına yönelik eleştiriler gündeme gelmiş, ancak şirket bu eleştirileri reddetmişti. Ayrıca, Fransız süpermarket zinciri Carrefour'un, işgal altındaki bölgelerde franchise anlaşmaları bulunması nedeniyle boykot çağrılarıyla karşı karşıya kalmıştı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu hukuki girişim, İsrail yerleşimleriyle ekonomik ilişkilerin uluslararası hukuk çerçevesinde sorgulanması yönünde Avrupa'da artan bir eğilimin parçasıdır. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi'nin (UNHRC) yayımladığı raporlar, İsrail yerleşimlerinde faaliyet gösteren uluslararası şirketlere ilişkin listeler içermektedir. Bu raporlarda, Fransız şirketlerinin de aralarında bulunduğu çok sayıda firma, yerleşimlerle ticari ilişkileri nedeniyle eleştirilmiştir.
Avrupa Birliği (AB) düzeyinde de, İsrail yerleşimlerinden gelen ürünlerin etiketlenmesi konusunda düzenlemeler yapılmış, ancak bu düzenlemelerin uygulanması üye ülkeler arasında farklılık göstermiştir. Fransa'daki bu dava, AB genelinde işgal altındaki topraklarla ticari ilişkilerin yasallığı konusundaki tartışmaları yeniden alevlendirebilir. Ayrıca, Uluslararası Adalet Divanı'nın (ICJ) yakın zamanda İsrail'in işgal politikalarının hukuki sonuçlarına ilişkin görüş bildirmesi beklenirken, bu tür davalar uluslararası hukukun uygulanmasına yönelik baskıyı artırmaktadır.
İsrail ise bu tür girişimleri 'siyasi' olarak nitelendirmekte ve yerleşimlerin meşruiyetini savunmaktadır. Ancak uluslararası toplumun büyük bir kısmı, 1967'den bu yana işgal altında tutulan topraklardaki yerleşimleri yasa dışı kabul etmektedir. Bu dava, Filistin-İsrail çatışmasının ekonomik boyutuna dikkat çekmekte ve ticaretin çatışmanın bir parçası haline gelmesine karşı çıkanlar için bir örnek teşkil etmektedir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin davasına verdiği güçlü destekle bilinmektedir ve İsrail yerleşimlerine yönelik uluslararası hukuki girişimleri yakından izlemektedir. Fransa'daki bu gelişme, Türkiye'nin uluslararası platformlarda Filistin haklarına ilişkin yürüttüğü siyasi ve diplomatik mücadeleye hukuki bir zemin oluşturabilir. Türk hükümeti ve sivil toplum kuruluşları, benzer girişimlerin diğer Avrupa ülkelerinde de hayata geçirilmesi için lobi faaliyetlerinde bulunabilir. Ayrıca, bu dava, Türkiye'nin İsrail'le ekonomik ilişkilerini gözden geçirmesi ve Filistin topraklarındaki işgale karşı ekonomik yaptırımları gündeme getirmesi açısından da bir örnek niteliği taşımaktadır. Ankara'nın, bu tür hukuki süreçleri takip ederek kendi dış politika araçlarına entegre etmesi beklenebilir.