Fransa'nın merkez sol kanadından Avrupa Parlamentosu üyesi Raphael Glucksmann, gelecek yıl yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimleri için adaylığını açıkladı. Bu hamle, uzun süredir bölünmüş olan Fransız solunda yeni bir çatlağa işaret ediyor. Glucksmann'ın adaylığı, aşırı sağcı Marine Le Pen ve merkezci Emmanuel Macron'un yanı sıra solun diğer adaylarıyla birlikte seçim yarışını daha da yoğunlaştırdı. Sosyalist Parti, Yeşiller ve sert solcu Jean-Luc Mélenchon'un hareketi de dahil olmak üzere solun farklı fraksiyonları, ortak bir aday üzerinde uzlaşmakta zorlanıyor ve bu durum seçimlerde solun oylarının bölünmesine yol açabilir.
Gelişmenin arka planı
Raphael Glucksmann, 2019 Avrupa Parlamentosu seçimlerinde 'Place Publique' (Kamusal Alan) hareketinin lideri olarak çıkış yapmış ve sol birliğin savunucusu olarak tanınmıştı. Ancak Glucksmann'ın sosyal demokrat çizgisi, radikal solun lideri Jean-Luc Mélenchon'un çizgisiyle taban tabana zıt. Mélenchon, 'Boyun Eğmeyen Fransa' (La France Insoumise) hareketiyle üçüncü kez cumhurbaşkanlığına aday olmayı planlıyor. Yeşiller partisinin lideri Marine Tondelier ise henüz kesin bir açıklama yapmamış olsa da adaylığını koyabileceği konuşuluyor.
Sosyalist Parti kanadında ise eski cumhurbaşkanı François Hollande döneminin bakanlarından Anne Hidalgo'nun ismi geçiyor. Ancak 2022 seçimlerinde olduğu gibi solun farklı adayları, ilk turda elenme riskiyle karşı karşıya. Anketler, Fransız seçmenlerin büyük bir bölümünün sağ ve aşırı sağa yöneldiğini gösteriyor. Le Pen'in partisi Ulusal Birlik (RN), göç ve güvenlik konularında güçlü bir çıkış yakalamış durumda. Bu tablo, solun bölünmüşlüğünün maliyetini artırıyor; seçmenlerin tek bir aday etrafında birleşme talebi yükseliyor.
Glucksmann'ın adaylığı, sol içinde yeni tartışmalara yol açtı. Bazı solcular, Glucksmann'ın sosyal demokrat çizgisinin neoliberal politikalara taviz verdiğini savunurken, bazıları da dağınık adaylıkların seçimleri Le Pen'e hediye ettiğini dile getiriyor. Solun birleşik bir aday çıkaramaması, 2017 ve 2022 seçimlerinde olduğu gibi yine ikinci tura kalma şansını azaltıyor. Özellikle göç, iklim krizi ve ekonomik eşitsizlik gibi konularda net bir alternatif sunamayan solun, seçmen nezdindeki güveni her geçen gün azalıyor.
Bölgesel veya küresel boyut
Fransa'daki bu siyasi belirsizlik, yalnızca iç politikayı değil, Avrupa Birliği'nin geleceğini de yakından ilgilendiriyor. Fransa, AB'nin kurucu üyesi ve Almanya ile birlikte Avrupa entegrasyonunun motoru konumunda. Cumhurbaşkanlığı seçimleri, Avrupa'daki güç dengelerini doğrudan etkileyecek. Le Pen'in iktidara gelmesi halinde Fransa'nın AB ile ilişkileri ve NATO'daki rolü yeniden şekillenebilir. Macron'un merkezci politikaları ise AB'nin reformları için kritik önem taşıyor.
Solun bölünmesi, Avrupa çapında yükselen milliyetçi ve aşırı sağ hareketler karşısında ilerici güçlerin zayıflığını da gözler önüne seriyor. Almanya, İspanya ve İtalya'da da benzer tartışmalar yaşanıyor. Avrupa'nın önde gelen sol partileri, küreselleşme ve dijitalleşme karşısında işçi sınıfının ve orta sınıfın endişelerine yeterince yanıt veremiyor. Bu durum, popülist sağın elini güçlendiriyor. Fransa'daki seçim sonucu, Avrupa genelinde popülizmin yükselişi açısından bir mihenk taşı olarak görülüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Fransa'daki cumhurbaşkanlığı seçimleri, Türkiye'yi doğrudan ilgilendiren gelişmeleri de beraberinde getiriyor. Özellikle aşırı sağın güçlenmesi, Fransa'nın Türkiye'ye yönelik politikalarını sertleştirebilir. Marine Le Pen ve Ulusal Birlik partisi, geçmişte Türkiye'nin AB üyeliğine açıkça karşı çıkmış ve Akdeniz'deki enerji kaynakları konusunda Yunanistan'ı desteklemiştir. Bu durum, Doğu Akdeniz'deki gerilimi artırabilir. Öte yandan, solun bölünmüşlüğü, Fransa'nın dış politikada öngörülemez bir hal almasına neden olabilir. Türkiye, AB ile ilişkilerinde ve savunma sanayii alanında Fransa ile yaşadığı anlaşmazlıkları göz önünde bulundurarak, seçim sonrası oluşacak yeni dengelere hazırlıklı olmalıdır.