Fransa'da 2027 cumhurbaşkanlığı seçimlerine bir yıldan az bir süre kala, merkez sağın önde gelen isimlerinden eski Başbakan Edouard Philippe, resmen adaylığını açıkladı. Philippe, Fransa'nın en yüksek makamına aday olacağını ilk açıklayan isim oldu. Anketler, Philippe'in aşırı sağı yenme şansı en yüksek merkez sağ adayı olduğunu gösteriyor. FRANCE 24'ün haberine göre, Philippe'in kampanyası henüz başında olmasına rağmen, anketlerde Marine Le Pen'in partisi Ulusal Birlik (RN) karşısında en güçlü merkez sağ aday olarak öne çıkıyor. Philippe, 2017-2020 yılları arasında Emmanuel Macron'un başbakanlığını yapmış, ardından belediye başkanlığı ve kendi partisi Horizons'u kurarak siyasi arenada bağımsız bir profil çizmişti.
Merkez sağın yeniden yapılanma süreci
Fransız siyasetinde merkez sağ, Macron'un 2017'de iktidara gelmesiyle birlikte büyük bir dönüşüm geçirdi. Geleneksel sağ parti Cumhuriyetçiler (LR) oy kaybederken, Macron'un kurduğu Rönesans hareketi merkezi işgal etti. Ancak Macron'un anayasal olarak üçüncü dönem aday olamaması, merkez sağda yeni bir liderlik boşluğu yarattı. Edouard Philippe, Macron'un eski bir müttefiki olarak hem merkez hem de sağ seçmene hitap edebilecek bir konumda. Philippe'in erken adaylık açıklaması, diğer potansiyel adaylara karşı bir ön alım hamlesi olarak yorumlanıyor. Öte yandan, aşırı sağın lideri Marine Le Pen ve genç popülist rakibi Jordan Bardella da seçim çalışmalarına hız vermiş durumda. Le Pen, 2022'de Macron karşısında yüzde 41,5 oy almıştı ve 2027'de zafer kazanma potansiyeli taşıyor.
Anketler, Philippe'in merkez sağın en güçlü adayı olduğunu gösterse de, seçim yarışı henüz çok başında. Philippe'in, Macron'un reformist mirasını devam ettirme vaadi ile sağ seçmenin daha muhafazakar taleplerini birleştirmesi bekleniyor. Göç, güvenlik ve ekonomi politikalarında net bir çizgi çizmesi gereken Philippe, aynı zamanda Macron'un popülaritesinin düşük olduğu dönemde merkez sağ seçmeni birleştirmek zorunda. Fransa'da cumhurbaşkanlığı seçimlerinin iki turlu sistemi, aşırı sağın ikinci tura kalması durumunda merkez sağın ittifak yapma gerekliliğini de beraberinde getiriyor. Philippe'in bu ittifakı sağlama kapasitesi, seçimin kaderini belirleyebilir.
Fransa'da siyasi yelpaze ve Avrupa'daki yankılar
Fransa'daki seçim sonucu, yalnızca ülke içi değil, Avrupa genelinde de büyük yankı uyandıracak. Fransa, Almanya ile birlikte Avrupa Birliği'nin motoru konumunda. Aşırı sağın iktidara gelmesi, AB'nin birliği, ortak göç politikası ve savunma stratejileri üzerinde ciddi etkiler yaratabilir. Le Pen, daha önce Fransa'nın AB'den çıkışını (Frexit) savunsa da, bu söylemini yumuşatmış durumda. Ancak aşırı sağın AB kurumlarına karşı eleştirel tutumu devam ediyor. Philippe ise AB yanlısı bir çizgide, Macron'un Avrupa egemenliği vizyonunu sürdüreceğini sinyalliyor. Bu nedenle Philippe'in adaylığı, Avrupa başkentlerinde endişeyle değil, rahatlama ile karşılanıyor. Özellikle Almanya, Fransa'da merkez sağ bir adayın aşırı sağı yenmesini AB'nin istikrarı için kritik görüyor.
Fransa'da seçim dinamikleri, diğer Avrupa ülkelerindeki popülist yükselişle de paralellikler taşıyor. İtalya'da Giorgia Meloni, Hollanda'da Geert Wilders ve Almanya'da AfD'nin yükselişi, kıta genelinde sağ popülist dalganın güçlendiğini gösteriyor. Fransa'nın bu dalgayı durdurup durduramayacağı, Avrupa siyasetinin geleceği açısından bir turnusol kağıdı işlevi görecek. Philippe'in politikaları, özellikle güvenlik ve ekonomi alanında aşırı sağın söylemlerine karşı bir alternatif sunmayı hedefliyor. Ancak bu alternatifin seçmende karşılık bulması için net bir vizyon ve güçlü bir kampanya gerekiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Fransa'daki seçimler, Türkiye-AB ilişkileri açısından önemli sonuçlar doğurabilir. Merkez sağ bir adayın iktidara gelmesi, Fransa'nın Türkiye'ye yönelik tutumunda mevcut Macron çizgisinin devamını sağlayabilir. Philippe, başbakanlık döneminde Türkiye ile ilişkilerde daha pragmatik bir çizgi izlemişti. Aşırı sağın iktidara gelmesi ise Türkiye karşıtı söylemlerin artmasına ve AB sürecinin daha da tıkanmasına yol açabilir. Özellikle göç ve güvenlik konularında Türkiye'yi suçlayıcı bir dil benimsenmesi, iki ülke arasındaki diyaloğu zorlaştırabilir. Bu nedenle Türkiye, Fransa'daki seçim sürecini yakından takip etmeli ve olası senaryolara karşı hazırlıklı olmalıdır.