Fransa'da cumhurbaşkanlığı seçim kampanyası, son bir haftada yaşanan kaotik gelişmelerle sarsıldı. Aşırı sağcı Ulusal Birlik (RN) lideri Marine Le Pen ve aşırı solcu Boyun Eğmeyen Fransa (LFI) lideri Jean-Luc Mélenchon'un yükselişi dikkat çekerken, geleneksel merkez partilerin erimesi ve Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un kampanyaya geç katılması belirsizliği artırdı. Seçim kampanyası, "maxi merde" (büyük bok) olarak nitelendirilen bir dönemece girdi.
Gelişmenin Arka Planı
Fransa'da 10 Nisan 2022'de yapılacak cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turuna sayılı günler kala, kampanya beklenmedik bir şekilde kaosa sürüklendi. Önce, iktidardaki Cumhuriyet Yürüyüşü (LREM) partisinin adayı ve Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un kampanyası, Ukrayna savaşı nedeniyle neredeyse durma noktasına geldi. Macron, savaşın patlak vermesinden bu yana yalnızca bir miting düzenleyebildi ve seçim kampanyasına geç başladı. Anketler, Macron'un ilk turda %28 civarında oy alacağını, ancak ikinci tura kalması durumunda Le Pen ile zorlu bir mücadele vereceğini gösteriyor.
Öte yandan, aşırı sağcı adaylar arasında yaşanan rekabet de kampa zarar verdi. Marine Le Pen'in yanı sıra, daha da sağcı bir çizgide duran Eric Zemmour'un adaylığı, sağ seçmeni böldü. Ancak son haftalarda Le Pen, anketlerde Zemmour'un önüne geçmeyi başardı ve ikinci tura kalma şansını artırdı. Le Pen, kampanyasını ekonomik ve sosyal konulara odaklayarak, göçmen karşıtı söylemini yumuşatmaya çalışıyor. Bu strateji, onun seçilebilir bir aday olarak algılanmasını sağladı.
Aşırı sol cephesinde ise Jean-Luc Mélenchon, anketlerde üçüncü sıraya yükselerek geleneksel sol partileri (Sosyalist Parti ve Yeşiller) geride bıraktı. Mélenchon, genç seçmen ve işçi sınıfı arasında popüler. Ancak solun bölünmüşlüğü, onun ikinci tura kalmasını zorlaştırıyor. Yine de Mélenchon'un yükselişi, sol seçmenin büyük bir kısmının radikal bir değişim arayışında olduğunu gösteriyor.
Bu arada, merkez sağ Cumhuriyetçiler (LR) adayı Valérie Pécresse ve Sosyalist Parti adayı Anne Hidalgo'nun kampanyaları neredeyse çökmüş durumda. Pécresse, anketlerde %10'un altına düşerken, Hidalgo %2 civarında seyrediyor. Geleneksel partilerin erimesi, Fransız siyasetindeki büyük dönüşümün bir göstergesi.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Fransa'daki bu seçim, sadece ülke içi dinamikler açısından değil, Avrupa Birliği ve NATO için de kritik önem taşıyor. Emmanuel Macron, Avrupa entegrasyonunun ve AB'nin savunma kapasitesinin güçlendirilmesinin en güçlü savunucularından biri. Onun yeniden seçilmesi, AB'nin Ukrayna savaşı karşısında daha koordineli hareket etmesini ve savunma harcamalarını artırmasını kolaylaştırabilir. Ancak Le Pen'in kazanması durumunda, Fransa'nın AB ve NATO politikalarında köklü değişiklikler yaşanabilir. Le Pen, geçmişte NATO'dan çıkma ve AB'den ayrılma gibi radikal fikirleri savunmuştu; son dönemde bu söylemlerini yumuşatsa da, Brüksel ve Washington'da endişe yaratıyor.
Ayrıca, Fransa'nın Afrika'daki etkisi, özellikle Sahel bölgesindeki askeri varlığı, seçim sonuçlarından doğrudan etkilenecek. Le Pen'in göçmen karşıtı ve milliyetçi politikaları, Fransa'nın eski sömürgeleriyle ilişkilerini daha da karmaşık hale getirebilir. Mélenchon'un solcu programı ise NATO'dan çıkma ve Rusya ile diyalog gibi konularda farklı bir yaklaşım sunuyor. Ancak her iki adayın da Avrupa ve transatlantik ilişkilerde statükoyu sarsacağı kesin.
Seçim kampanyasındaki kaos, Fransız halkının siyaset kurumlarına olan güvenini de sarsmış durumda. Anketlere göre, seçmenlerin önemli bir kısmı hâlâ kararsız ve ilk turda sandığa gitmeme eğiliminde. Bu durum, seçim sonuçlarını daha da öngörülemez kılıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Fransa'daki seçim, Türkiye'nin AB ve NATO içindeki konumunu doğrudan etkileyebilir. Macron yönetimi, Türkiye ile ilişkilerde zaman zaman gerginlik yaşasa da, diyalog kanallarını açık tutmayı tercih ediyor. Le Pen'in seçilmesi durumunda ise Fransa'nın Türkiye'nin AB üyelik sürecine daha da mesafeli yaklaşması ve Doğu Akdeniz'deki gerilimlerde daha sert bir tutum alması beklenebilir. Öte yandan, aşırı sağın yükselişi, Avrupa'da İslamofobi ve göçmen karşıtlığını artırarak Türk vatandaşlarını olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, Fransa'nın NATO içindeki rolü, Türkiye'nin ittifak içindeki dengelerini de etkileyebilir. Türkiye, Fransa ile hem ekonomik hem de güvenlik alanında önemli ilişkilere sahip; bu nedenle seçim sonucu, Ankara'nın Avrupa politikasını yakından ilgilendiriyor.