Fransa, İngiltere'ye karşı adeta bir sevgi gösterisi başlattı; İngiliz hükümeti de bu jeste karşılık vermeye hevesli görünüyor. Uzun süredir Brexit sonrası gerilimlerle anılan iki ülke arasında, ticaretten savunmaya kadar geniş bir yelpazede yeni bir iş birliği döneminin kapıları aralanıyor. Bu yumuşama, her iki ülkenin de küresel belirsizlikler karşısında ortak bir duruş sergileme ihtiyacının bir yansıması olarak değerlendiriliyor.
Gelişmenin arka planı
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, son aylarda bir dizi görüşme gerçekleştirdi. Görüşmelerin ana gündemini, iki ülke arasındaki ticaret hacmini artırma, düzensiz göçle mücadelede ortak stratejiler geliştirme ve savunma sanayii alanındaki iş birliklerini derinleştirme oluşturuyor. Özellikle Fransa'nın, İngiltere'nin savunma harcamalarını artırma planına verdiği destek dikkat çekiyor. Macron'un, İngiltere'nin Avrupa güvenlik mimarisindeki rolünü güçlendirmeye yönelik açıklamaları, iki ülke arasındaki geleneksel rekabetin yerini pragmatik bir ortaklığa bıraktığının işareti olarak okunuyor.
Brexit sonrası ilişkilerde yaşanan soğukluk, özellikle balıkçılık hakları ve Kuzey İrlanda protokolü gibi konularda kendini göstermişti. Ancak son dönemde her iki tarafın da bu anlaşmazlıkları geride bırakma ve daha geniş bir perspektiften yakınlaşma arayışında olduğu görülüyor. Özellikle Fransa'nın, İngiltere ile Avrupa Birliği (AB) arasında yeni bir güvenlik anlaşması yapılmasına sıcak bakması, Londra'nın da bu fikre açık olduğunu göstermesi, iki ülke arasındaki diyaloğun yeni bir boyut kazandığına işaret ediyor.
İngiltere Başbakanı Starmer'ın, Fransa'nın bu yakınlaşma çabalarına olumlu karşılık vermesi, ülkesinin Avrupa ile ilişkilerini yeniden dengeleme politikasının bir parçası olarak değerlendiriliyor. Brexit'in getirdiği ekonomik zorluklarla mücadele eden İngiltere, Fransa ile ticari ilişkilerini güçlendirmenin yanı sıra, savunma ve güvenlik alanında da Avrupa ile daha entegre bir yaklaşım benimsemeye çalışıyor. İki ülke arasında imzalanan anlaşmalar, özellikle sınır güvenliği ve göç konularında ortak operasyonlar yürütülmesini öngörüyor.
Bölgesel veya küresel boyut
Fransa-İngiltere yakınlaşması, yalnızca ikili ilişkileri değil, Avrupa güvenlik mimarisini de yakından ilgilendiriyor. Rusya'nın Ukrayna'ya karşı sürdürdüğü savaş, Avrupa ülkelerini savunma alanında daha fazla iş birliğine zorluyor. Bu bağlamda, Fransa ve İngiltere'nin nükleer silah kapasitesine sahip iki Avrupa ülkesi olarak ortak bir duruş sergilemesi, kıtanın güvenliği açısından kritik önem taşıyor. Ayrıca, iki ülkenin denizaşırı toprakları ve küresel çaptaki çıkarları göz önüne alındığında, bu yakınlaşmanın Atlantik ötesi ittifaklara da yansıması bekleniyor.
ekonomik açıdan bakıldığında, Fransa ve İngiltere'nin birbirine yaklaşması, Avrupa Birliği ile Birleşik Krallık arasındaki ticaret akışını da olumlu etkileyebilir. İki ülke arasında benimsenen yeni iş birliği modelleri, diğer AB üyelerine de örnek teşkil edebilir. Öte yandan, bu yakınlaşmanın Almanya ile Fransa arasındaki geleneksel dengeyi değiştirip değiştirmeyeceği merak konusu. Ancak uzmanlar, Fransa'nın İngiltere ile yakınlaşmasının Almanya'ya karşı bir tavır olarak algılanmaması gerektiğini, bunun daha çok Avrupa'nın savunma ve güvenlik alanındaki kapasitesini artırmaya yönelik bir adım olduğunu vurguluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Fransa-İngiltere yakınlaşması, Türkiye'nin Avrupa Birliği ile ilişkileri ve Doğu Akdeniz'deki dengeler açısından dolaylı etkiler barındırıyor. Bu yakınlaşmanın, AB'nin Türkiye'ye yönelik politikalarında bir değişiklik yaratması beklenmese de, Avrupa'da savunma alanındaki iş birliğinin derinleşmesi, Türkiye'nin de dahil olduğu NATO ittifakı içinde yeni denklemler oluşturabilir. Türkiye, Fransa ile zaman zaman Doğu Akdeniz, Libya ve Suriye gibi konularda görüş ayrılıkları yaşasa da, bu yeni dönemin Türkiye ile Avrupa arasında göç, enerji güvenliği ve terörle mücadele gibi alanlarda diyalog kanallarını artırabileceği değerlendiriliyor. Türkiye'nin, bu gelişmeleri yakından izlemesi ve kendi dış politika çıkarları doğrultusunda fırsatlar yaratması gerektiği açıktır.