Fransa ve Birleşik Krallık, Manş Denizi'nden küçük teknelerle geçen göçmen sayısının 2019 yılından bu yana en düşük yaz seviyesine gerilediğini açıkladı. Londra yönetimi, bu düşüşte iki ülke arasında imzalanan yeni güvenlik ve iş birliği anlaşmasının belirleyici rol oynadığını belirtiyor. İngiliz İçişleri Bakanlığı verilerine göre, bu yılın yaz aylarında (Haziran-Ağustos) Manş Denizi'ni geçmeye çalışan göçmen sayısı, geçen yılın aynı dönemine kıyasla belirgin bir azalma gösterdi. Anlaşmanın yürürlüğe girmesiyle birlikte, Fransa'nın kuzey kıyılarındaki devriyelerin artırılması, insan kaçakçılığı ağlarına yönelik istihbarat paylaşımının güçlendirilmesi ve ortak operasyonların sıklaştırılması gibi önlemler hayata geçirildi.
Gelişmenin perde arkası: İki ülke arasındaki yeni mutabakatın detayları
İngiltere ve Fransa arasında Mart ayında imzalanan anlaşma, göçmen kaçakçılığıyla mücadelede kapsamlı bir çerçeve çiziyor. Anlaşma uyarınca İngiltere, Fransa'ya yaptığı mali desteği artırarak, Fransız kıyı güvenliğinin ve polis ekiplerinin kapasitesinin güçlendirilmesine katkı sağladı. Bu kaynaklar, özellikle Calais ve Dunkirk bölgelerindeki kıyı gözetleme sistemlerinin modernize edilmesi, gece görüş ekipmanlarının temini ve insan kaçakçılığı şebekelerinin takibine yönelik istihbarat toplama faaliyetlerinin desteklenmesi için kullanılıyor.
Resmi verilere göre, Temmuz ve Ağustos aylarında İngiltere'ye ulaşan tekne göçmeni sayısı, 2019 yazından bu yana en düşük seviyede kaydedildi. Geçtiğimiz yıl aynı dönemde yaklaşık 13 bin kişinin küçük teknelerle İngiltere kıyılarına ulaştığı belirtilirken, bu yıl bu sayının yüzde 40'lara varan bir düşüşle 7 bin 500 civarına gerilediği ifade ediliyor. Yetkililer, bu düşüşün yalnızca anlaşmanın değil, aynı zamanda kötü hava koşullarının da bir sonucu olabileceğini kabul etmekle birlikte, gözlemlenen azalmanın kalıcı olması için caydırıcılık mekanizmalarının güçlendirilmesi gerektiğini vurguluyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Göç dalgaları ve sınır güvenliği politikaları
Manş Denizi'ndeki bu gelişme, Avrupa genelinde artan göçmen hareketliliği ve sınır güvenliği tartışmalarının yaşandığı bir döneme denk geliyor. İngiltere, göçmen akınını kontrol altına almak için son yıllarda Ruanda ile tartışmalı bir anlaşma imzalamış, ancak bu plan yasal engellere takılmıştı. Fransa ise Schengen bölgesinin dış sınırlarında benzer sorunlarla boğuşuyor; özellikle Akdeniz üzerinden gelen düzensiz göç dalgaları, AB ülkeleri arasında ortak bir çözüm bulma konusundaki anlaşmazlıkları derinleştiriyor.
Uzmanlar, Fransa-İngiltere iş birliğinin, göçmen kaçakçılığı ağlarının ulusötesi yapısına karşı iyi bir örnek teşkil edebileceğini, ancak tek başına yeterli olmayacağını dile getiriyor. Göçmenleri bu tehlikeli yolculuğa iten ekonomik istikrarsızlık, çatışmalar ve iklim değişikliği gibi kök nedenlerin ele alınması gerektiğini belirten uzmanlar, sınır güvenliği önlemlerinin insani değerlerle dengelenmesi gerektiğinin altını çiziyor. İngiltere'nin göç politikası, ülke içinde de yoğun tartışmalara yol açıyor; hükümetin sert önlemleri insan hakları örgütleri tarafından eleştirilirken, kamuoyunda göçmen karşıtlığı giderek güçleniyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, göç yönetiminde benzer bir ikilemle karşı karşıya: Batılı ülkelerle yapılan mali ve idari anlaşmaların etkinliği, sınır güvenliği ile insani yükümlülükler arasında bir denge kurmayı gerektiriyor. Fransa-İngiltere anlaşmasının kısa vadede göç geçişlerini azaltması, Türkiye'nin AB ile yürüttüğü göç mutabakatı kapsamında benzer mekanizmaların güçlendirilmesi için bir model oluşturabilir. Öte yandan, bu gelişme göçmen kaçakçılığı ağlarının yönünü değiştirebileceği ve Doğu Akdeniz rotasına baskıyı artırabileceği ihtimalini akla getiriyor. Türkiye'nin bu konudaki dış politika önceliği, göç yükünün adil paylaşımı ve geri kabul anlaşmalarının uygulanabilirliği çerçevesinde, Avrupa'yla diyaloğunu sürdürmek olmalıdır.