Avrupa Birliği'nin (AB) kurucu ülkeleri Fransa ve Almanya'da, Avrupa bütünleşmesine şüpheyle yaklaşan ve ulusal egemenliğe vurgu yapan partiler, son yerel ve ulusal seçimlerde kayda değer bir oy oranı artışı yakaladı. Bu gelişme, ABD'nin kıta savunmasındaki lider rolünden geri çekilmesine karşı pan-Avrupa koordinasyonu çabalarının ivme kazandığı bir dönemde yaşanıyor. ABD'nin askeri varlığını azaltması, Avrupa ülkelerini kendi savunma mekanizmalarını güçlendirmeye itmiş, bu durum Brüksel merkezli kurumların daha fazla yetki devralması yönünde baskı oluşturmuştu. Ancak bu süreç, 'egemenlikçi' olarak adlandırılan AB karşıtı hareketlerin popülaritesini de körükledi.
Gelişmenin Arka Planı
ABD'nin Avrupa'daki askeri taahhütlerini azaltma sinyalleri, özellikle NATO'nun geleceği ve Avrupa'nın kendi güvenliğini üstlenmesi tartışmalarını alevlendirdi. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, 'Stratejik Özerklik' kavramını sıkça dile getirirken, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron da Avrupa Savunma Birliği fikrini destekliyor. Ancak bu merkeziyetçi eğilim, ulusal egemenlik vurgusu yapan partilerin oylarını artırmasına neden oluyor. Fransa'da Marine Le Pen'in Ulusal Birlik (RN) partisi ve Almanya'da Sahra Wagenknecht'in yeni kurduğu BSW (Bündnis Sahra Wagenknecht) ile AfD (Almanya için Alternatif) seçimlerde barajı aşarak varlık gösteriyor. Bu partiler, AB'nin yetkilerinin daraltılması, ulusal sınırların kontrolü ve göç politikalarında daha sert önlemler alınmasını savunuyor.
Analistlere göre, seçmenlerin AB'ye yönelik artan güvensizliği, ekonomik belirsizlikler ve göç krizinin yanı sıra, pandemi sonrası devlet müdahalesinin artmasıyla da tetiklenmiş durumda. Brüksel'in mali disiplin kuralları ve ortak borçlanma mekanizmaları, özellikle Almanya'da muhafazakar ve liberal çevrelerde tepki çekiyor. Fransa'da ise AB'nin tarım politikaları ve enerji geçişi planları, kırsal kesimde memnuniyetsizlik yaratıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Fransa ve Almanya'daki bu siyasi dalgalanma, yalnızca iki ülkeyi değil, tüm AB projesini etkileme potansiyeli taşıyor. Bir yandan AB'nin genişleme ve derinleşme süreci yavaşlarken, diğer yandan Macaristan ve Polonya gibi ülkelerdeki AB karşıtı hükümetlere ilham kaynağı oluyor. ABD Başkanı Joe Biden yönetimi, Avrupa'nın kendi savunmasına daha fazla yatırım yapmasını istese de, AB içindeki bölünmeler bu hedefi zorlaştırıyor. Rusya-Ukrayna savaşı da AB'nin birlikte hareket kabiliyetini test ederken, egemenlikçi partiler savaşın finansmanına ve mülteci kabulüne yönelik eleştirilerle oy topluyor. Küresel ölçekte ise, Avrupa'da yükselen bu sağ popülist dalga, transatlantik ilişkileri ve Batı ittifakının dayanıklılığını sorgulatıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Fransa ve Almanya'da AB karşıtı partilerin güçlenmesi, Türkiye-AB ilişkilerinde iki yönlü bir etki yaratabilir. Bir yandan, egemenlikçi çizgideki partiler AB'nin genişleme politikasına daha temkinli yaklaştığı için Türkiye'nin üyelik sürecinde yeni engeller çıkabilir. Öte yandan, bu partilerin AB'ye yönelik eleştirileri Türkiye'nin 'stratejik özerklik' arayışıyla kısmen örtüşmekte; Türkiye, alternatif ittifaklar ve ikili anlaşmalarla dış politikada manevra alanı genişletebilir. Ayrıca, Almanya'daki Türk diasporasının oy tercihleri bu ülkedeki siyasi dengeleri etkilerken, Fransa'daki laiklik tartışmaları Türkiye ile kültürel gerilimleri artırabilir. Kısacası, AB içindeki bu siyasi kayma, Türkiye için hem risk hem de fırsat barındırıyor.