İsrail'de yapılacak seçimler, Filistinliler açısından yalnızca toprak kaybının hızını belirleyecek bir iç hesaplaşma olarak görülüyor. Middle East Eye'ın analizine göre, hangi hükümet kurulursa kurulsun, yerleşim birimlerinin genişletilmesi, ilhak planları ve Filistinlilerin yerinden edilmesi politikalarında köklü bir değişiklik beklenmiyor. Seçim, işgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs'teki yerleşim faaliyetlerinin ivmesini etkileyecek, ancak temel yönelim aynı kalacak.
Seçim atmosferi ve Filistin algısı
İsrail siyaseti, yıllardır Filistin meselesini güvenlik ve demografi ekseninde ele alıyor. Ana akım partilerin çoğu, Batı Şeria'daki yerleşim bloklarının güçlendirilmesi ve Filistin Devleti fikrine mesafeli duruş konusunda benzer pozisyonlara sahip. Seçim kampanyalarında Filistinlilerin haklarına dair somut bir vizyon sunulmuyor; aksine, yerleşimci lobilerinin etkisiyle daha sert politikalar vaat edilebiliyor. Bu durum, Filistinliler için seçimin sonucunun değil, seçim sonrası hükümetin bileşiminin önemli olduğu anlamına geliyor. Sağ blokun güçlenmesi, ilhak ve yerleşim genişlemesinde hızlanma riskini beraberinde getirirken, daha merkezci bir koalisyon dahi mevcut statükoyu sürdürmekten öteye geçemiyor.
Uluslararası toplumun, özellikle ABD ve Avrupa ülkelerinin, İsrail seçimlerine yaklaşımı da Filistinliler açısından umut verici değil. Seçim sonuçları ne olursa olsun, iki devletli çözüm söylemi giderek erozyona uğruyor. Filistin yönetimi ise seçim sürecini etkileme kapasitesinden yoksun; Gazze'deki bölünme ve Batı Şeria'daki otorite zafiyeti, Filistin tarafının ortak bir strateji geliştirmesini engelliyor.
Yerleşim politikaları ve ilhak tehdidi
İsrail'de seçim öncesi dönemde yerleşim inşaatları için onaylanan planlar, Filistin topraklarının parçalanmasını derinleştiriyor. Doğu Kudüs'teki yerleşim birimleri, Batı Şeria'yı kuzey-güney ekseninde bölerken, Filistin mahallelerine yönelik yıkımlar ve tahliyeler hız kesmeden sürüyor. Seçim sonrası kurulacak hükümetin yerleşimci hareketine vereceği destek, bu sürecin hızını belirleyecek. Aşırı sağ partilerin koalisyonda yer alması halinde, resmi ilhak adımları ve Filistinlilerin vatandaşlık statülerine yönelik kısıtlamalar gündeme gelebilir. Bu da Filistinliler için günlük yaşam koşullarının daha da ağırlaşması anlamına geliyor.
Öte yandan, İsrail'in ekonomik ve askeri açıdan ABD'ye bağımlılığı, seçim sonrası hükümetin tamamen serbest hareket etmesini engelleyebilir. Ancak ABD yönetiminin İsrail'e yönelik eleştirileri genellikle söylem düzeyinde kalıyor; somut yaptırım veya baskı mekanizmaları devreye girmiyor. Bu nedenle Filistinliler, uluslararası toplumdan gelecek bir müdahaleyi gerçekçi bulmuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin meselesinde tarihsel olarak Filistinlilerin haklarını savunan bir çizgi izliyor. İsrail seçimlerinin sonucu, Türkiye'nin bölgesel diplomasisinde önemli bir değişken olmayı sürdürecek. Özellikle yerleşim faaliyetlerinin hızlanması ve ilhak girişimleri, Türkiye'nin uluslararası platformlarda İsrail'e yönelik eleştirilerini artırmasına yol açabilir. Ayrıca, Doğu Akdeniz ve enerji denkleminde İsrail ile yürütülen diyalog, Filistin konusundaki hassasiyetlerle dengelenmek zorunda. Türkiye, Filistinli gruplar arası uzlaşı ve iki devletli çözüm için diplomatik çabalarını sürdürecek; ancak İsrail'in iç siyasetindeki katılaşma, bu çabaların etkinliğini sınırlayabilir.