Filistinli Hristiyanlar kendilerini “yaşayan taşlar” olarak adlandırıyor ve son 2.000 yıldır Kutsal Topraklar'da kesintisiz yaşadıklarını söylüyorlar. Ancak bu durum çok daha uzun sürmeyebilir. Beytüllahim'deki Lutheran Kilisesi'nin eski papazı Rahip Mitri Raheb, “Mevcut koşullar devam ederse, 2050 yılına kadar tek bir Filistinli Hristiyan kalmayacak” diyor. Raheb'in bu uyarısı, Batı Şeria'da artan şiddet, ekonomik zorluklar ve siyasi belirsizliklerin Hristiyan nüfusu göçe zorladığı bir dönemde geldi. Beytüllahim ve çevresindeki Hristiyan topluluklar, İsrail işgali ve duvarların yükselmesiyle birlikte her geçen gün daha da yalnızlaşıyor.
Gelişmenin Arka Planı
Filistin'deki Hristiyan nüfus, 20. yüzyılın başında toplam nüfusun yaklaşık yüzde 10'unu oluştururken, bugün bu oran yüzde 1'in altına düştü. İsrail-Filistin çatışması, 1967'deki İsrail işgali ve 1987'de başlayan İkinci İntifada, Hristiyanlar da dahil olmak üzere Filistinlilerin kitlesel göçüne yol açtı. Ancak son yıllarda özellikle Batı Şeria'daki Hristiyan cemaatleri, hem İsrail'in hem de Filistin Yönetimi'nin politikaları nedeniyle sıkışmış durumda.
Rahip Raheb, “İsrail'in işgali, topraklara el koyması ve yerleşimlerin genişlemesi hayatı dayanılmaz kılıyor” diyor. Beytüllahim'deki doğum yeri Kilisesi'nin bulunduğu bölgede, turizm gelirleri azalırken, yerel halk işsizlik ve yüksek yaşam maliyetiyle mücadele ediyor. Ayrıca, İsrail'in 2002'de inşa etmeye başladığı ayrım duvarı, Beytüllahim'i çevreleyerek kenti adeta bir açık hava hapishanesine çevirdi. Duvarın tamamlanmasıyla birlikte Hristiyanlar dahil birçok Filistinli, topraklarından ve kutsal mekanlarından koparıldı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Filistinli Hristiyanların göçü, yalnızca demografik bir değişim değil, aynı zamanda bölgenin dini ve kültürel dokusunu da tehdit ediyor. Kudüs, Beytüllahim ve Nasıra gibi şehirler, Hristiyanlığın doğduğu ve geliştiği yerler olarak, dünya genelindeki Hristiyanlar için büyük önem taşıyor. Vatikan ve pek çok Batılı ülke, bu göçün Hristiyanlığın kutsal topraklarındaki geleceğini tehlikeye attığı konusunda uyarılarda bulunuyor.
BM ve insan hakları örgütleri, İsrail'in işgal politikalarının Filistinli sivillerin yaşam koşullarını kötüleştirdiğini ve göçü teşvik ettiğini belirtiyor. Öte yandan, Filistin Yönetimi'nin yolsuzluk ve otoriter eğilimleri de halkın güvenini sarsıyor. 2007'den bu yana Gazze'yi kontrol eden Hamas ile Batı Şeria'yı yöneten El Fetih arasındaki bölünme, siyasi istikrarı daha da zayıflatıyor. Bu belirsizlik ortamında, özellikle genç ve eğitimli Hristiyanlar, Avrupa ve Kuzey Amerika'ya gitmeyi tercih ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Filistinli Hristiyanların göçü, Türkiye'nin bölge politikaları açısından önemli bir gelişmedir. Türkiye, Filistin davasına verdiği destekle bilinirken, Kudüs ve çevresindeki dini çoğulculuğun korunmasına da vurgu yapıyor. Bu göç, bölgedeki Hristiyan nüfusun azalmasının, Filistin toplumunun homojenleşmesine ve dini çeşitliliğin kaybolmasına yol açabileceğini gösteriyor. Türkiye'nin, İslam İşbirliği Teşkilatı ve diğer platformlarda Kudüs'ün statüsüyle ilgili tutumunu güçlendirmesi beklenir. Ayrıca, Türkiye'deki Ortodoks ve diğer Hristiyan toplulukların, Kutsal Topraklar'daki akranlarıyla dayanışma içinde olması, Ankara'nın insan hakları ve din özgürlüğü konularındaki söylemini destekleyen bir unsur olarak öne çıkıyor.