Batı Şeria’nın güneyindeki bir köyde yaşayan Filistinli-Amerikalı Muhammed el-Khatib, ailesinin nesillerdir sahip olduğu evini İsrailli yerleşimcilerin artan saldırılarına karşı kararlılıkla savunuyor. Kendisi, 1967’den bu yana İsrail işgali altındaki topraklarda yaşayan binlerce Filistinli gibi, evinden zorla çıkarılma tehdidiyle karşı karşıya. El-Khatib, ABD vatandaşlığına sahip olmasına rağmen, bu statüsünün kendisini yerleşimci şiddetinden korumadığını söylüyor. Olay, İsrail’in Batı Şeria’daki yerleşim politikalarının uluslararası hukuku ihlal ettiği yönündeki eleştirileri yeniden gündeme getiriyor.
Gelişmenin arka planı
El-Khatib ailesi, Hebron’un güneyindeki Masafer Yatta bölgesinde yaşıyor. Bu bölge, İsrail ordusu tarafından ‘ateş bölgesi’ ilan edilmiş ve birçok Filistinli aile, evlerinin yıkılma riskiyle karşı karşıya. Muhammed el-Khatib, son haftalarda evinin yakınına yerleşen İsrailli yerleşimcilerin, arazisine el koymaya çalıştığını ve ailesini tehdit ettiğini anlatıyor. Yerleşimcilerin, bölgede yeni bir yerleşim birimi kurmak için uluslararası toplumun tepkisini umursamadan hareket ettiği belirtiliyor. El-Khatib, Amerikan pasaportunun kendisine bir nebze koruma sağladığını, ancak bunun da yetmediğini ifade ediyor. “Ben bir Amerikan vatandaşıyım, ama burada, kendi toprağımda bir yabancı gibi muamele görüyorum. Evimi ve ailemi korumak için her yolu deneyeceğim” diyor.
Masafer Yatta, İsrail Yüksek Mahkemesi’nin 2022’de bölge sakinlerinin tahliyesine izin veren kararının ardından uluslararası gündemde yer almıştı. Birleşmiş Milletler ve insan hakları örgütleri, bu kararın savaş suçu teşkil edebileceğini belirtmiş, ABD yönetimi ise endişelerini dile getirmişti. Ancak İsrail hükümeti, yerleşim faaliyetlerini sürdürme kararlılığını koruyor. El-Khatib’in mücadelesi, bölgedeki yaklaşık 1.200 Filistinlinin benzer durumda olduğu bir tablonun yalnızca bir parçası.
Bölgesel ve küresel boyut
Bu gelişme, 7 Ekim 2023’te başlayan Gazze savaşının ardından Batı Şeria’da artan yerleşimci şiddeti ve toprak gasplarıyla bağlantılı. Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisi’ne (OCHA) göre, savaşın başlangıcından bu yana Batı Şeria’da yerleşimcilerin düzenlediği saldırılarda belirgin bir artış yaşandı. Uluslararası toplum, İsrail’in yerleşim politikalarını defalarca kınamış olsa da, etkili bir yaptırım uygulanmaması, yerleşimcilerin cesaretini artırıyor. El-Khatib’in durumu, Filistin topraklarının parçalanması ve iki devletli çözümün giderek imkânsız hale gelmesi bağlamında sembolik önem taşıyor. ABD’nin, müttefiki İsrail’e yönelik politikalarındaki tutarsızlık, Filistinli-Amerikalıların yaşadığı ikilemi de gözler önüne seriyor: ABD vatandaşı olmaları, onlara ne diplomatik ne de hukuki bir koruma sağlıyor.
İsrail’in yerleşim politikaları, uluslararası hukuka göre yasadışı kabul ediliyor. 1949 Cenevre Sözleşmesi’nin 49. maddesi, işgalci gücün kendi sivil halkını işgal ettiği bölgeye nakletmesini yasaklıyor. Ancak İsrail, bu yasağı tanımıyor ve yerleşimleri genişletmeye devam ediyor. El-Khatib’in hikâyesi, bu politikaların bireysel yaşamlar üzerindeki yıkıcı etkisini somut bir şekilde gösteriyor. Bölgedeki istikrarsızlık, sadece Filistinlileri değil, tüm Orta Doğu’yu etkileyen bir güvenlik sorunu olarak öne çıkıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu olay, Türkiye’nin Filistin davasına verdiği desteği ve Doğu Kudüs ile Batı Şeria’daki İsrail politikalarına yönelik eleştirilerini yakından ilgilendiriyor. Türkiye, Birleşmiş Milletler dahil uluslararası platformlarda Filistin’in yanında yer almakta ve İsrail’in yerleşim faaliyetlerini kınamaktadır. Ayrıca, Türk kamuoyunda Filistin’e yönelik güçlü bir duyarlılık bulunuyor. Bu haber, Türkiye’nin İsrail ile ilişkilerinde hassas bir dönemde, Filistin meselesinin bölgesel istikrar üzerindeki etkisini gözler önüne seriyor. Türk dış politikası açısından, iki devletli çözümün savunulması ve yerleşim faaliyetlerinin durdurulması yönündeki çağrıların haklılığı bir kez daha teyit ediliyor. Bölgedeki bu tür gelişmeler, Türkiye’nin Orta Doğu’daki diplomatik girişimlerini ve insani yardım politikalarını da etkileme potansiyeline sahiptir.