Filistin Yönetimi, İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir'in 1997 tarihli Hebron Protokolü'nü tek taraflı olarak feshetme yönündeki açıklamasına sert tepki gösterdi. Ramallah merkezli yönetim, bu adımın iki taraf arasındaki tüm anlaşmaları baltalayacağı ve bölgede yeni bir şiddet dalgasına yol açabileceği uyarısında bulundu. Ben-Gvir'in pazar günü yaptığı açıklamada, "Hebron'daki anlaşma tarih oldu" ifadelerini kullanması, uluslararası toplumda endişeyle karşılandı. Filistin Devlet Başkanlığı Sözcüsü Nebil Ebu Rudeine, yaptığı yazılı açıklamada, "Bu tür tek taraflı adımlar, Oslo Anlaşmaları ve uluslararası hukuka açık bir ihlaldir. İsrail hükümeti, barış sürecini kasıtlı olarak sabote etmektedir" dedi.
Hebron Protokolü'nün Arka Planı ve Önemi
1997 yılında imzalanan Hebron Protokolü, İsrail-Filistin çatışmasının çözümüne yönelik Oslo Barış Süreci'nin önemli bir parçasıydı. Anlaşma, Batı Şeria'nın güneyindeki Hebron şehrinin yeniden konuşlandırılmasını ve güvenlik düzenlemelerini içeriyordu. Buna göre şehir, H1 ve H2 olmak üzere iki bölgeye ayrılmıştı: Filistin Yönetimi'nin kontrolündeki H1 bölgesi, İsrail askeri kontrolü altındaki H2 bölgesi. H2, yaklaşık 500 Yahudi yerleşimcinin yaşadığı eski şehir merkezini kapsıyordu. Protokol, uluslararası gözlemciler tarafından izlenen karmaşık bir güvenlik mekanizması öngörüyordu. Ben-Gvir'in bu anlaşmayı iptal etme girişimi, aslında İsrail'in yasal yükümlülüklerinden kaçma ve yerleşimci varlığını genişletme çabası olarak yorumlanıyor. Aşırı sağcı görüşleriyle tanınan Ben-Gvir, daha önce de benzer açıklamalarla Filistin tarafını kızdırmıştı.
Bölgesel ve Uluslararası Boyut
Bu gelişme, İsrail-Filistin çatışmasında artan gerilimin bir yansıması. Nisan 2023'te Gazze'de yaşanan çatışmaların ardından tansiyonun yükseldiği bölgede, Ben-Gvir'in bu çıkışı yangına körükle gitmek anlamına geliyor. Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler, iki devletli çözüm vizyonuna vurgu yaparak İsrail'i anlaşmalara bağlı kalmaya çağırdı. ABD Dışişleri Bakanlığı, konuyla ilgili henüz resmi bir açıklama yapmazken, bölgedeki Amerikan diplomatik kaynakları endişeli olduklarını dile getirdi. Filistin Yönetimi, Arap Birliği ve İslam İşbirliği Teşkilatı'na acil toplantı çağrısında bulundu. Öte yandan, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun koalisyon hükümetindeki aşırı sağcı ortakları, Ben-Gvir'in söylemlerini desteklerken, ılımlı çevreler bu durumun İsrail'in uluslararası meşruiyetine zarar verdiğini savunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin davasına tarihsel desteğiyle bilinen bir ülke olarak, Hebron Protokolü'nün iptali girişimini yakından takip etmektedir. Ankara, iki devletli çözümü ve Kudüs'ün statüsünü koruma konusundaki hassasiyetini birçok kez dile getirmiştir. Bu gelişme, Türkiye'nin bölgedeki diplomatik çabalarını zorlayabilir; zira İsrail ile son yıllarda normalleşme adımları atan Türkiye, bir yandan da Filistin Yönetimi ile ilişkilerini sürdürmektedir. Türk dış politikası açısından bu durum, dengeli bir duruş sergileme gerekliliğini ortaya koymaktadır. Ayrıca, bölgede artan gerilim, Doğu Akdeniz'deki enerji projeleri ve güvenlik dinamiklerini de etkileyebilir. Türkiye'nin, uluslararası platformlarda Filistin haklarını savunmaya devam etmesi ve tarafları diyaloğa çağırması beklenmektedir.