Filistinli dijital haklar örgütü 7amleh ve Hollanda'daki Utrecht Üniversitesi'nin ortak hazırladığı kapsamlı bir rapor, Meta'ya ait platformlarda Filistinlilere yönelik sistematik dijital hak ihlallerini gözler önüne serdi. Raporda, içerik kaldırma, hesap askıya alma ve algoritmik sansür dahil olmak üzere 3.520 vaka analiz edildi. Bu vakalar, İsrail-Filistin çatışmasının sosyal medya alanına taşınan yeni bir cephesi olarak değerlendiriliyor ve ifade özgürlüğü, dijital eşitlik ile platformların tarafsızlığı konularında ciddi soruları gündeme getiriyor. Rapor, 'platformicide' (platform cinayeti) olarak nitelendirilen bu durumun, Filistinlilerin sesini küresel kamuoyunda duyurma çabalarını engellediğini vurguluyor.
Raporun çarpıcı bulguları ve Meta'nın politikaları
7amleh-Arab Center for Social Media Advancement ve Utrecht Üniversitesi iş birliğiyle hazırlanan rapor, 1 Eylül 2020 ile 31 Ağustos 2023 tarihleri arasında yaşanan dijital hak ihlallerini kapsıyor. Bu dönemde kaydedilen 3.520 vakadan büyük çoğunluğu Facebook ve Instagram'da içerik kaldırma (2.243 vaka) ve hesap kısıtlama/askıya alma (913 vaka) şeklinde gerçekleşti. Rapor, özellikle 2021'deki İsrail-Gazze çatışması sırasında ve sonrasında, Filistin yanlısı içeriklerin orantısız bir şekilde hedef alındığını ortaya koyuyor. İçeriklerin çoğu, 'tehlikeli örgüt ve bireyler' veya 'nefret söylemi' politikaları gerekçe gösterilerek kaldırılırken, aktivistler bu kararların keyfi olduğunu ve itiraz süreçlerinin işlemediğini belirtiyor.
Meta'nın uyguladığı içerik denetleme politikalarının, özellikle Arapça ve İbranice dillerindeki içeriklerde eşitsizlik yarattığına dikkat çekiliyor. Raporda, İbranice paylaşımların Arapça paylaşımlara kıyasla çok daha az kaldırıldığı, Filistinli gazetecilerin ve aktivistlerin hesaplarının toplu olarak askıya alındığı ifade ediliyor. Ayrıca, Meta'nın otomatik denetleme sistemlerinin Filistinlilere ait yer isimlerini, tarihi olayları ve günlük yaşamı bile 'şiddet teşviki' olarak algılayabildiği, bunun da 'bağlamsal sansüre' yol açtığı aktarılıyor. Bu durum, platformların tarafsızlık iddiasını zayıflatırken, dijital alanda ayrımcı bir uygulamanın varlığını gözler önüne seriyor.
Küresel ifade özgürlüğü ve bölgesel boyut
Rapor, sadece Filistin'le sınırlı kalmayıp, sosyal medya platformlarının çatışma bölgelerindeki kullanıcılara yönelik tutumunu genel bir çerçevede ele alıyor. Dijital haklar alanında çalışan savunucular, Meta'nın bu politikalarının, özellikle azınlık gruplarının ve muhalif seslerin susturulmasına yol açtığını ve bunun küresel ifade özgürlüğü ilkeleriyle çeliştiğini savunuyor. 7amleh Genel Müdürü Nadim Nashif, raporun yayınlanmasının ardından yaptığı açıklamada, "Meta, Filistinlilerin sesini kısarak fiilen bir 'platformicide' işliyor. Bu, sadece bireysel hesapların kapatılması değil, bir halkın anlatısının dijital alanda yok edilmesi anlamına geliyor" dedi. Utrecht Üniversitesi araştırmacıları ise, platformların şeffaflık raporlarının yetersiz kaldığını ve bağımsız denetim mekanizmalarının gerekliliğine vurgu yapıyor.
Ortadoğu'da sosyal medyanın politik mobilizasyonda oynadığı kritik rol düşünüldüğünde, bu sansürün bölgesel etkileri büyük. Özellikle genç Filistinliler, işgal altındaki yaşamı belgelemek ve uluslararası dayanışma ağları kurmak için bu platformlara bağımlı durumda. Meta'nın uygulamaları, bu kullanıcıların haberleşme ve örgütlenme kapasitelerini ciddi şekilde kısıtlarken, İsrail lehtarı içeriklerin ise daha serbest dolaşımı, dijital alanda bir güç asimetrisi yaratıyor. Raporda, bu durumun Gazze'deki son çatışmalarda da gözlemlendiği, Filistinli gazetecilerin canlı yayınlarının kesildiği ve yardım kampanyalarının engellendiği belirtiliyor. Bu tablo, uluslararası toplumun dijital platformlarda insan hakları standartlarını gözetmesi gerektiğini bir kez daha ortaya koyuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin davasına tarihsel olarak güçlü destek veren bir ülke olarak, bu raporun ortaya koyduğu dijital ayrımcılığı yakından takip etmeli. Özellikle Türk sivil toplum kuruluşları ve aktivistler, Filistin dayanışması çerçevesinde benzer sansür vakalarıyla karşılaşabiliyor. Bu durum, Türkiye'nin dijital haklar konusundaki savunuculuğunu güçlendirmek için bir fırsat sunuyor. Ayrıca, Türkiye'nin bölgesel bir güç olarak, uluslararası platformlarda Filistinlilerin sesini duyurma konusunda daha aktif bir rol üstlenmesi, hem insani hem de diplomatik açıdan önem taşıyor. Rapor, Türk dış politikasının dijital diplomasi araçlarını gözden geçirmesini ve benzer ihlallerde uluslararası hukuk çerçevesinde harekete geçmesini gerekli kılıyor.