Filipinler ile Birleşik Krallık arasında yapılması planlanan askeri erişim anlaşması, Manila'nın Güney Çin Denizi'ndeki güvenlik kaygılarını paylaşan daha fazla Avrupalı ve diğer gücü bölgeye çekme yönündeki stratejisinin en son adımı olarak görülüyor. Ziyaretçi Kuvvetler Anlaşması (Visiting Forces Agreement - VFA) olarak adlandırılan düzenleme, İngiliz askerlerinin Filipinler topraklarında eğitim ve ortak operasyonlar yapmasına olanak tanıyacak. Bu gelişme, Çin'in Güney Çin Denizi'ndeki iddialı tutumuna karşı bölgesel savunma ağını genişletmeyi amaçlayan Filipinler açısından stratejik bir öneme sahip.
Anlaşmanın Kapsamı ve Önemi
Resmi olarak henüz imzalanmamış olsa da, taslak anlaşma İngiliz askeri personelinin Filipinler'deki tatbikatlara katılımını, ekipman ön konuşlandırmasını ve ortak eğitim faaliyetlerini kapsıyor. Filipinler Dışişleri Bakanı Enrique Manalo, geçtiğimiz haftalarda yaptığı açıklamada, bu tür bir anlaşmanın ülkesinin "hak savunucusu" bir pozisyon almasına yardımcı olacağını ve bölgedeki serbest deniz ticaretinin devamlılığına katkı sağlayacağını belirtti. İngiltere ise, Asya'daki angajmanını artırma politikası çerçevesinde bu adımı değerlendiriyor. Birleşik Krallık, 2021 yılında Hint-Pasifik bölgesine yönelik dış politika ve savunma incelemesi yayınlamış, HMS Queen Elizabeth uçak gemisini bölgeye göndermişti.
Uzmanlar, Filipinler'in savunma anlaşmalarını çeşitlendirme çabalarının, geleneksel müttefiki ABD'nin yanı sıra Japonya, Avustralya ve Fransa gibi ülkeleri de kapsayacak şekilde genişlediğine dikkat çekiyor. Filipinler ile Japonya arasında 2023 yılında imzalanan kıyı gözlem radarı tedarik anlaşması ve Fransa ile yapılan deniz işbirliği mutabakatı bunun örnekleri arasında. Manila, Çin'in Filipinler'in iddia ettiği bölgelerdeki eylemlerini dengelemek için çok sayıda ülkeyle benzer düzenlemeler yapmayı umuyor.
Güney Çin Denizi'nde Güç Dengesi
Güney Çin Denizi; dünya ticaretinin yaklaşık üçte birinin geçtiği kritik bir su yolu olarak jeopolitik öneme sahip. Çin, dokuz çizgili harita olarak bilinen ve bölgenin büyük bölümünü kapsayan iddiasını sürdürürken; Filipinler, Vietnam, Malezya ve Brunei gibi ülkelerle yaşanan gerilimler zaman zaman askeri güç gösterilerine dönüşüyor. 2016 yılında uluslararası tahkim mahkemesinin Çin'in iddialarını reddetmesi, taraflar arasındaki hukuki ihtilafın temelini oluşturuyor; ancak Çin bu kararı tanımıyor.
Birleşik Krallık'ın bölgeye daha fazla askeri varlık göndermesi, NATO üyesi bir ülkenin Asya-Pasifik'teki varlığını artırması açısından dikkat çekici. NATO'nun 2022'de yayınlanan Stratejik Konsept belgesi, "Çin'in artan etkisini" güvenlik riski olarak tanımlamış ve ittifakın küresel güvenlik sorunlarıyla daha fazla ilgilenmesi gerektiğini vurgulamıştı. İngiltere Savunma Bakanı Grant Shapps, geçtiğimiz ay Singapur'da yaptığı konuşmada, "Güney Çin Denizi artık sadece Asya'nın değil, küresel bir öncelik" ifadelerini kullanmıştı. Bu tür açıklamalar, Avrupa'nın bölge güvenliğine daha aktif katılımının sinyallerini veriyor.
Bununla birlikte, Çin'in bölgedeki artan deniz gücü ve yapay ada inşaatları, diğer ülkelerin erişim anlaşmalarıyla karşılık vermesine yol açıyor. Filipinler, 2014 yılında ABD ile 10 yıllık bir Savunma İşbirliği Anlaşması (EDCA) imzalamış, bu kapsamda ABD askeri üslerinin Filipinler'deki konumlarını genişletme hakkı tanınmıştı. Ancak Manila'nın bu kadar çok sayıda ülkeyle askeri anlaşma yapması, bazılarınca askeri açıdan tırmanma riski olarak değerlendiriliyor. Filipinler üniversitelerinde çalışan jeopolitik analistler, ülkenin tarafsızlık politikasından uzaklaşarak bölgesel bir kutuplaşmaya taraf olabileceği uyarısında bulunuyor.
Sonuç olarak, İngiltere ile Filipinler arasındaki bu muhtemel anlaşma, sadece ikili savunma ilişkilerini güçlendirmekle kalmayıp, küresel jeopolitik dengelerde Asya-Pasifik bölgesinin önemini bir kez daha gözler önüne serecek şekilde gelişiyor. Her ne kadar Ankara'nın Güney Çin Denizi'ne doğrudan bir taraf olma ihtimali düşük olsa da, bu gelişme dünya ticaret yollarının güvenliği ve NATO'nun küresel rolü açısından Türkiye'yi de yakından ilgilendiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Güney Çin Denizi'ndeki bu güç mücadelesi, küresel ticaret yollarının güvenliğini doğrudan etkilediği için Türkiye'yi de ilgilendiriyor. Türkiye'nin Hint-Pasifik bölgesine yönelik somut bir angajmanı sınırlı olsa da, Türk ekonomisi büyük ölçüde deniz ticaretine bağımlı. Çin-ABD rekabeti derinleştikçe, Ankara'nın küresel sistemdeki dengeleri gözeterek hem ABD ile müttefiklik ilişkisini sürdürmesi hem de Çin ile ekonomik iş birliğini devam ettirmesi hassas bir denge gerektiriyor. NATO üyesi olarak Türkiye'nin, ittifakın Asya-Pasifik'e açılım politikalarında aktif rol alması, Ankara'nın küresel güvenlik mimarisindeki konumunu güçlendirebilir.