Filipinler, Güney Çin Denizi'nde Çin'in iddialarına karşı kazandığı tarihi tahkim zaferinin 10. yıl dönümünü, bölgedeki tansiyonun yeniden yükseldiği bir dönemde anıyor. 12 Temmuz 2016'da Lahey'deki Daimi Tahkim Mahkemesi'nin verdiği karar, Çin'in 'dokuz çizgili harita' temelli geniş deniz iddialarını uluslararası hukuka aykırı bulmuştu. Ancak Çin kararı hâlâ reddediyor ve taraflar arasındaki anlaşmazlık, bölgesel güvenlik mimarisinde önemli bir kriz noktası olmaya devam ediyor.
Gelişmenin arka planı
Tahkim süreci, Filipinler'in 2013 yılında Çin'in Güney Çin Denizi'ndeki iddialarına karşı uluslararası hukuka başvurmasıyla başladı. Manila yönetimi, 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (UNCLOS) kapsamında açtığı davada, Çin'in 'dokuz çizgi' iddiasının tarihsel haklara dayanamayacağını ve deniz alanlarının belirlenmesinde uluslararası hukukun esas alınması gerektiğini savundu. Mahkeme, 2016 yılında oybirliğiyle aldığı kararda Çin'in iddialarını reddetti ve Filipinler'in egemenlik haklarını tanıdı. Karar, Beijing yönetiminin sert tepkisiyle karşılandı; Çin, mahkemenin yetkisini tanımadığını ve kararı 'yok hükmünde' saydığını açıkladı.
On yıl geçmesine rağmen Çin'in tavrında bir değişiklik yaşanmadı. Buna karşılık Filipinler, kararın uygulanması konusunda uluslararası toplumun desteğini almaya çalışıyor. Ancak bölgede Çin'in askeri varlığını artırması, Filipinler'in ittifak arayışlarını hızlandırdı. Manila, Amerika Birleşik Devletleri ile savunma iş birliğini güçlendirirken, Japonya ve Avustralya gibi müttefiklerle de ortak tatbikatlar düzenliyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Güney Çin Denizi, dünya ticaretinin yaklaşık üçte birinin geçtiği stratejik bir su yolu. Çin'in buradaki iddiaları, bölge ülkelerinin yanı sıra küresel güçlerin de çıkar çatışmasına sahne oluyor. ABD, uluslararası hukuka dayalı serbest seyrüsefer ilkesini vurgularken, Çin'in adaları askerileştirmesi Washington ile Beijing arasındaki gerilimi artırıyor. Avrupa Birliği ve diğer ülkeler de bölgede tansiyonun düşürülmesi ve diyaloğun güçlendirilmesi çağrısında bulunuyor.
Filipinler'in yeni yönetimi, kararın uygulanması konusunda daha pragmatik bir yaklaşım benimserken, iç kamuoyunda kararın önemi büyük. Uzmanlar, tahkim kararının bağlayıcı olmadığını ancak uluslararası hukuk açısından önemli bir emsal teşkil ettiğini ve bölgedeki güç dengesini etkilediğini belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Doğu Akdeniz'de benzer deniz yetki alanı ihtilafları yaşamış bir ülke olarak, uluslararası hukukun ve UNCLOS'un önemini yakından bilmektedir. Güney Çin Denizi'ndeki tahkim kararı, Deniz Hukuku Sözleşmesi'nin uyuşmazlık çözüm mekanizmalarının işlerliğini gösteren önemli bir örnek. Türkiye, bu süreci, uluslararası hukukun deniz ihtilaflarında tarafsız ve bağlayıcı bir çözüm sunabileceğinin bir kanıtı olarak değerlendirebilir. Ayrıca, Asya-Pasifik'e açılım politikası izleyen Türkiye, bölgedeki gerilimin küresel ticaret ve enerji güvenliği üzerindeki etkilerini yakından takip etmektedir. Bu bağlamda, Türkiye'nin bölgesel aktörlerle dengeli ilişkiler kurması ve uluslararası hukukun üstünlüğünü savunması, hem kendi çıkarları hem de küresel istikrar açısından önem taşımaktadır.