Fildişi Sahili'nin batısındaki Biankouma bölgesinde yer alan Gbété köyü, 110 yıl sonra en değerli kültürel hazinesine kavuştu: 'konuşan davul'. 1914 yılında Fransız sömürge yönetimi tarafından el konulan ve o zamandan beri Paris'teki Quai Branly Müzesi'nde sergilenen davul, ülkenin bağımsızlığından 60 yıl sonra nihayet memleketine döndü. Bu dönüş, Fildişi Sahili'nin kültürel mirasını geri kazanma mücadelesinde sembolik bir zafer olarak değerlendiriliyor.
Davulun Önemi ve Geri Dönüş Süreci
Davul, yalnızca bir müzik aleti değil; topluluğun haberleşme, ritüel ve sosyal organizasyonunda merkezi bir rol oynuyordu. 'Konuşan davul' olarak bilinen bu enstrüman, çalınan ritimlerle mesajlar iletiyor ve köyün sözlü geleneğini yaşatıyordu. Fransız işgali sırasında ele geçirilen davul, sömürgeci güçler tarafından 'koleksiyon' olarak ülke dışına çıkarılmıştı. Fildişi Sahili'nin bağımsızlığını kazandığı 1960'tan bu yana çeşitli hükümetler davulun iadesi için talepte bulunmuş, ancak somut bir sonuç alamamıştı. Son yıllarda, Afrika ülkelerinin sömürge döneminde götürülen eserlerin iadesi yönündeki küresel kampanyaların etkisiyle Paris yönetimi, bu konuda daha istekli hale geldi. Fransa Kültür Bakanlığı'nın onayıyla başlayan süreç, Fildişi Sahili Kültür Bakanlığı ile yapılan anlaşmanın ardından tamamlandı. Davul, özel bir törenle Gbété köyünde karşılandı; köylüler geleneksel kıyafetlerle dans ederek ve şarkılar söyleyerek davulu selamladı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu iade, yalnızca Fildişi Sahili için değil, tüm Afrika kıtası için önemli bir emsal teşkil ediyor. Son yıllarda Fransa, Almanya ve Belçika gibi ülkeler, sömürge döneminde yağmalanan eserleri iade etme konusunda adımlar atıyor. Benin'in 2021'de Fransa'dan 26 eseri geri alması, ardından Senegal ve Nijerya'nın da benzer taleplerinin gündeme gelmesi, bu sürecin ivme kazandığını gösteriyor. Fildişi Sahili Devlet Başkanı Alassane Ouattara, törende yaptığı konuşmada, 'Bu davul, kimliğimizin bir parçasıdır. Onun dönüşü, halkımızın onurunun bir göstergesidir' ifadelerini kullandı. Uzmanlar, bu tür iadelerin, sömürge döneminin yaralarını sarmada ve kültürel diplomasiyi güçlendirmede kritik rol oynadığını vurguluyor. Ancak bazı eleştirmenler, iade süreçlerinin yavaş işlediğini ve birçok eserin hâlâ Avrupa müzelerinde tutulduğunu hatırlatıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin Afrika kıtasıyla olan ilişkileri bağlamında değerlendirilebilir. Türkiye, son yıllarda Afrika ülkeleriyle siyasi, ekonomik ve kültürel iş birliğini artırmış; Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) aracılığıyla kıtada çeşitli projeler yürütmektedir. Kültürel mirasın korunması ve iadesi konusundaki bu tür gelişmeler, Türkiye'nin Afrika ile olan dostane ilişkilerine olumlu katkı sağlayabilir. Ayrıca, Türkiye'nin kendi tarihî eserlerinin yurt dışından iadesi konusundaki hassasiyeti göz önüne alındığında, bu olay, uluslararası kültürel diplomasi alanında önemli bir örnek teşkil etmektedir.