Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Pazar günü yaptığı açıklamada, ABD ile İran arasında imzalanan mutabakat zaptına dönülmesi gerektiğini belirterek, Türkiye'nin Katar ile krizin çözümü için yakın koordinasyon içinde olduğunu söyledi. Anadolu Ajansı'nın aktardığına göre Fidan, Katar'ın tüm diplomatik kanalları kullanarak krizi çözmeye çalıştığını ve Ankara'nın da Doha ile yakın temas halinde olduğunu vurguladı. Bu açıklama, İran'ın nükleer programı konusundaki gerginliklerin yeniden tırmandığı bir dönemde geldi. Bakan Fidan, bölgesel istikrarın sağlanması için diyaloğun önemine dikkat çekti.
Gelişmenin arka planı: ABD-İran mutabakatı ve mevcut durum
Türkiye'nin çağrısı, 2015 yılında imzalanan ve resmi adı Kapsamlı Ortak Eylem Planı (JCPOA) olarak bilinen nükleer anlaşmaya işaret ediyor. ABD, 2018 yılında dönemin Başkanı Donald Trump yönetiminde anlaşmadan tek taraflı olarak çekilmiş ve İran'a yönelik yaptırımları yeniden uygulamaya koymuştu. İran da buna karşılık olarak nükleer faaliyetlerini anlaşmada belirtilen sınırların ötesine taşımıştı. Joe Biden'ın başkanlık koltuğuna oturmasıyla birlikte anlaşmaya geri dönüş için müzakereler başlasa da, taraflar arasındaki görüş ayrılıkları çözüme ulaşılmasını engelledi.
Son haftalarda İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini artırması ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) ile yaşanan anlaşmazlıklar, krizi yeniden gündemin üst sıralarına taşıdı. Katar, son dönemde bölgesel arabuluculuk çabalarıyla öne çıkarken, Türkiye de benzer bir rol üstlenmek üzere Katar'la koordinasyon halinde. Fidan'ın açıklamaları, Ankara'nın diplomatik çözümden yana olduğunu ve gerilimin düşürülmesi için inisiyatif aldığını gösteriyor.
Fidan, açıklamasında ayrıca İran'ın nükleer programının barışçıl amaçlarla sınırlı kalması gerektiğini ve bölgesel güvenlik kaygılarının da dikkate alınması gerektiğini ifade etti. Türk diplomat, uluslararası toplumun bu konuda ortak bir tutum sergilemesi gerektiğini vurguladı.
Bölgesel boyut: Katar'ın arabuluculuk rolü ve Türkiye'nin ortak tutumu
Katar, ABD ile İran arasındaki anlaşmazlıklarda daha önce de arabuluculuk rolü üstlenmişti. Özellikle İran'ın yurtdışında tutuklu bulunan vatandaşlarının serbest bırakılması ve bölgesel gerginliklerin azaltılması konularında Doha, önemli bir aktör olarak öne çıkmıştı. Katar'ın bu rolü, hem ABD hem de İran nezdinde kabul görüyor. Türkiye'nin Katar'la koordinasyon içinde olması, Ankara'nın da bu sürece dahil olduğunu ve bölgesel istikrara katkı sağlamayı hedeflediğini ortaya koyuyor.
Bölgedeki diğer aktörlerin tutumları da belirleyici olacak. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkeler, İran'ın nükleer programına şüpheyle yaklaşırken, Çin ve Rusya'nın arabuluculuk çabaları da sürüyor. Türkiye, Katar ile birlikte hareket ederek bu karmaşık denklemde kendi etki alanını korumak ve diplomatik çözümü teşvik etmek istiyor.
Uzmanlar, Türkiye'nin bu adımının, hem ABD ile olan ilişkilerini dengelemek hem de İran ile ticari ve enerji bağlarını sürdürmek için bir fırsat olarak gördüğünü belirtiyor. Öte yandan, İran'ın nükleer müzakerelere yeniden başlamaya istekli olup olmadığı hala belirsiz. Fidan'ın açıklamalarının ardından Tahran yönetiminden henüz resmi bir yanıt gelmedi.
Katar'ın zengin diplomatik ağı ve mali kaynakları, kriz yönetiminde önemli avantajlar sağlıyor. Türkiye ise, özellikle enerji alanında İran'a bağımlılığı ve bölgesel güvenlik dinamikleri nedeniyle sürecin dışında kalmak istemiyor. Bu işbirliği, iki ülkenin bölgesel meselelerde ortak bir duruş sergileme çabalarının da bir parçası.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türk dış politikasının proaktif ve arabulucu rolünü pekiştiriyor. ABD-İran arasındaki gerginlik doğrudan Türkiye'yi etkilemese de, bölgesel istikrarsızlık Türkiye'nin güney sınırlarında güvenlik riskleri yaratabilir. Ayrıca, İran ile enerji ticareti yapan Türkiye, olası bir yaptırım rejiminden etkilenmemek için diplomatik kanalları açık tutmak istiyor. Katar'la koordinasyon, Ankara'nın ortaklaşa hareket ederek etkinliğini artırma stratejisinin bir yansıması. Türkiye'nin bu girişimi, ABD ile yaşadığı başka anlaşmazlıklarda da elini güçlendirebilecek bir koz niteliği taşıyabilir.