ABD Merkez Bankası’nın (Fed) enflasyonu ölçmede en çok güvendiği gösterge olan çekirdek kişisel tüketim harcamaları (PCE) fiyat endeksi, Mayıs ayında yıllık bazda yüzde 3.4 olarak gerçekleşti. Bu oran, Ekim 2023’ten bu yana görülen en yüksek seviye olarak kayıtlara geçerken, piyasa beklentilerinin de üzerinde geldi. Beklenti yüzde 3.3 seviyesindeydi. Çekirdek PCE, enerji ve gıda fiyatlarındaki oynaklığı dışarıda bırakarak Fed’in para politikası kararlarında temel referans olarak kullanılıyor. Verinin açıklanmasının ardından ABD vadeli endeksleri düşüşe geçerken, dolar endeksi yükseliş kaydetti. Bu durum, Fed’in faiz indirimine ne zaman başlayacağına dair belirsizliği artırdı.
Enflasyonun seyri ve Fed'in tepkisi
Mayıs ayı enflasyon verisi, yılın başında yavaşlama sinyali veren fiyat artışlarının beklenenden daha kalıcı olabileceği endişelerini yeniden gündeme getirdi. Çekirdek PCE’deki bu artış, özellikle hizmet sektörü kaynaklı fiyat baskılarının devam ettiğine işaret ediyor. Aylık bazda çekirdek PCE yüzde 0.3 artarken, bu oran da piyasa beklentisi olan yüzde 0.2’nin üzerinde gerçekleşti. Toplam PCE ise yıllık bazda yüzde 4.1 olarak açıklandı; bu rakam, Nisan ayındaki yüzde 4.0 seviyesinden yukarı geldi ve enerji ile gıda fiyatlarındaki artışın devam ettiğini gösterdi. Fed Başkanı Jerome Powell, enflasyonla mücadelede daha fazla ilerleme kaydedilene kadar faiz indirimi konusunda acele etmeyeceklerini belirtmişti. Bu veri, Powell’ın ihtiyatlı duruşunu haklı çıkarır nitelikte.
Para piyasaları, Fed'in Eylül ayında faiz indirimine gitme olasılığını yüzde 50’nin altına çekti. Yıl sonuna kadar toplam indirim beklentisi ise 25 baz puana geriledi. Ekonomistler, enflasyonun yüzde 2 hedefine dönüşünün zaman alacağını ve Fed’in faizleri daha uzun süre yüksek tutmak zorunda kalabileceğini ifade ediyor. Öte yandan, işgücü piyasasındaki güçlü seyir de Fed’e faiz indirimi için acil bir ihtiyaç hissettirmiyor. Mayıs ayında tarım dışı istihdamın beklentilerin üzerinde gelmesi, ekonominin hala sıcak olduğu yorumlarına yol açmıştı.
Küresel piyasalara yansımalar
ABD enflasyon verisinin güçlü gelmesi, küresel piyasalarda risk iştahını azalttı. Asya borsalarında satış ağırlıklı bir seyir izlenirken, ABD 10 yıllık tahvil faizi yüzde 4.55 seviyesine yükseldi. Gelişmekte olan ülke para birimleri dolar karşısında değer kaybetti. Bu durum, özellikle yüksek dış borçlu ve cari açık veren ekonomiler için sermaye çıkışı riskini artırıyor. Avrupa Merkez Bankası (ECB) ve diğer büyük merkez bankaları, Fed’in politikalarına bağımlı olmasa da, küresel faiz ortamının yüksek kalması para politikalarını şekillendiren önemli bir faktör olmaya devam ediyor. ABD’de enflasyonun yapışkan olması, doların güçlenmesine neden olurken, emtia fiyatları üzerinde de baskı oluşturuyor. Altın fiyatları dolar endeksindeki yükselişle birlikte gerilerken, petrol fiyatları ise talep endişeleriyle sınırlı bir düşüş yaşadı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'de enflasyonun beklenenden yüksek gelmesi, gelişmekte olan ülkeler için olduğu gibi Türkiye için de risk oluşturuyor. Fed'in faiz indirimlerini ertelemesi, gelişmekte olan ülkelere yönelik sermaye akışını sınırlayabilir ve Türk lirası üzerinde baskı yaratabilir. Türkiye, yüksek enflasyon ve cari açık sorunlarıyla mücadele ederken, küresel finansal koşulların sıkı kalması Merkez Bankası’nın manevra alanını daraltıyor. Öte yandan, Türkiye’nin ihracatçıları için güçlü dolar kısa vadede rekabet avantajı sağlasa da, ithalat maliyetlerini artırarak enflasyonist baskıyı körükleyebilir. Bu gelişme, Türkiye'nin uyguladığı sıkı para politikasını sürdürmesi gerektiğini bir kez daha ortaya koyuyor.