Wall Street, Federal Rezerv'in (Fed) bu haftaki para politikası toplantısından net bir mesaj çıkardı: Önümüzdeki aylarda bir faiz artırımı kapıda. Fed yetkilileri arasındaki görüş ayrılıklarına rağmen, piyasa fiyatlamaları ve Fed Başkanı Jerome Powell'ın açıklamaları, enflasyonla mücadele konusunda yetkililerin kararlılığını teyit etti.
Fed'in bölünmüş kararı ve piyasa beklentileri
Federal Açık Piyasa Komitesi (FOMC), politika faizini beklendiği gibi değiştirmedi ancak karar metninde ve Powell'ın basın toplantısında kullanılan ifadeler, faiz artırımına kapı araladı. Yetkililerin büyük çoğunluğu, enflasyonun hedef olan yüzde 2 seviyesine düşene kadar sıkı para politikasının sürdürülmesi gerektiğini savunuyor. Ancak komite içinde, faiz artırımının gerekliliği konusunda belirgin bir ayrışma yaşanıyor.
Bir grup yetkili, son dönemde açıklanan makroekonomik verilerin güçlü seyrettiğine, iş gücü piyasasının hâlâ sıkı olduğuna ve enflasyonun yapışkan olduğuna dikkat çekiyor. Bu isimler, daha fazla faiz artırımının gerekli olabileceğini ima ediyor. Diğer kanat ise politika faizinin artış döngüsünün zirvesine ulaştığını ve mevcut seviyenin enflasyonu düşürmek için yeterli olduğunu, bu nedenle faiz artırımının ekonomik büyümeyi gereksiz yere yavaşlatacağını öne sürüyor.
CME FedWatch aracına göre, piyasa fiyatlamaları Aralık ayında 25 baz puanlık bir faiz artırımı ihtimalini yüzde 40'larda görüyor. Bu oran, toplantı öncesine göre belirgin bir artışa işaret ediyor. ABD 10 yıllık tahvil getirisi, kararın ardından yükselişini sürdürerek yüzde 4,6 seviyelerini test etti. Dolar endeksi de güçlü seyrini koruyor.
Küresel piyasalara yansımalar ve riskler
Fed'in faiz artırımına gitme olasılığı, küresel piyasalarda risk iştahını baskılıyor. Özellikle gelişen ülke para birimleri ve hisse senedi piyasaları, ABD faiz oranlarındaki artıştan olumsuz etkileniyor. Yatırımcılar, daha yüksek ABD faiz oranlarının gelişen ülke varlıklarına olan talebi azaltabileceğini ve bu ülkelerin borçlanma maliyetlerini artırabileceğini göz önünde bulunduruyor. Ayrıca, küresel ekonominin kırılgan bir dönemde olduğu göz önüne alındığında, ek bir faiz artırımının resesyon riskini artırabileceği endişeleri de bulunuyor.
Avrupa Merkez Bankası (ECB) ve diğer merkez bankalarının da faiz artırımına ara vermiş olması, Fed'in farklılaşan politikasının Doları güçlendirmesi bekleniyor. Bu durum, Avrupa ve Asya ihracatçıları için rekabet gücü kaybı anlamına gelebilir. Enerji fiyatlarındaki dalgalanma ve jeopolitik riskler de belirsizlikleri artıran faktörler arasında.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD Merkez Bankası'nın faiz artırımı ihtimali, Türkiye ekonomisi için doğrudan ve dolaylı etkiler barındırıyor. Öncelikle, küresel faiz oranlarındaki yükseliş, gelişen ülke para birimleri üzerinde baskı oluşturarak Türk lirasının değer kaybını hızlandırabilir. Bu durum, enflasyonu ithal maliyetler üzerinden olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, Türkiye'nin dış finansman ihtiyacı göz önüne alındığında, yüksek ABD faiz oranları sermaye çıkışlarına ve cari açık üzerinde ek baskıya yol açabilir. TCMB'nin faiz politikaları ile Fed arasındaki makasın açılması, kur oynaklığını artırabilir. Bu nedenle, Türkiye'nin makro ihtiyati tedbirlerle ve yapısal reformlarla bu dışsal şoklara karşı direncini artırması büyük önem taşıyor. Bölgesel olarak ise gelişen ülke piyasalarındaki bu dalgalanma, Türkiye'nin ticaret ortakları olan Avrupa ve Orta Doğu ülkelerini de etkileyerek dış ticaret dinamiklerini değiştirebilir.