ABD Merkez Bankası (Fed), 29 Temmuz 2026 tarihli toplantısında federal fonlama faiz oranını değişiklik yapmayarak sabit tuttu. Ancak, para politikası kurulu üyeleri arasındaki oy bölünmesi, bazı yetkililerin yeniden canlanan enflasyonu kontrol altına almak için daha yüksek faiz oranlarının gerekli olduğu yönündeki inançlarının güçlendiğini ortaya koydu. Bloomberg Surveillance programının özel bir bölümünde, Jon Ferro, Lisa Abramowicz ve Tom Keene, Fed'in bu kritik kararını ve piyasalara yansımalarını ele aldı.
Fed'in Kararı ve Oylama Dağılımı
Fed'in Federal Açık Piyasa Komitesi (FOMC), politika faizini yüzde 4,25-4,50 aralığında sabit tutma kararı aldı. Bu karar, piyasa beklentileriyle uyumlu olsa da, oylama sonucunun bölünmüş olması dikkat çekti. Komite üyelerinden iki isim, faizlerin 25 baz puan artırılması yönünde oy kullandı. Bu üyeler, son dönemde açıklanan enflasyon verilerinin beklenenden daha güçlü geldiğini ve ekonomideki canlılığın fiyat baskılarını artırdığını savundu.
Karar metninde, enflasyonun son aylarda yatay seyrettiği ancak hedef olan yüzde 2'nin hala üzerinde olduğu vurgulandı. Ayrıca, iş gücü piyasasının güçlü kalmaya devam ettiği, ancak büyüme hızında yavaşlama sinyalleri görüldüğü belirtildi. Fed Başkanı, basın toplantısında, mevcut politika duruşunun uygun olduğunu ancak verilere bağlı olarak ek sıkılaştırmanın masada olduğunu ifade etti.
Bölgesel ve Küresel Yankılar
Fed'in kararı, küresel piyasalarda karışık bir seyre neden oldu. Dolar endeksi, kararın ardından hafif bir yükseliş kaydederken, gelişmekte olan ülke para birimleri baskı altında kaldı. Özellikle yüksek dış borca sahip ekonomiler, ABD'deki faiz artırım beklentilerinin artmasıyla birlikte sermaye çıkışı riskiyle karşı karşıya. Avrupa Merkez Bankası (ECB) ve diğer büyük merkez bankalarının da benzer bir sıkılaşma patikası izleyip izlemeyeceği merak konusu.
Uzmanlar, Fed'in bu hamlesinin, küresel enflasyonla mücadelede koordinasyonu zorlaştırabileceği görüşünde. Özellikle gelişmekte olan ülkeler, kendi para politikalarını şekillendirirken ABD'nin adımlarını yakından takip etmek zorunda. Bu durum, küresel finansal koşulların sıkılaşmasına ve büyüme üzerinde aşağı yönlü risklerin artmasına neden olabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), enflasyonla mücadele kapsamında sıkı para politikası uygulamaya devam ederken, Fed'in faiz kararı ve oylamadaki bölünme, gelişmekte olan ülkelere yönelik sermaye akımları açısından kritik bir gösterge. Fed'in faiz artırımına gitmesi durumunda gelişmekte olan piyasalardan çıkışlar hızlanabilir ve Türk lirası üzerinde baskı oluşabilir. Ancak TCMB'nin rezerv biriktirme politikası ve makro ihtiyati önlemler, bu tür streslere karşı tampon sağlayabilir. Öte yandan, ABD faizlerinin yüksek seyretmesi, Türkiye'nin dış borçlanma maliyetlerini olumsuz etkileyebilir ve cari açığın finansmanında zorluklar yaratabilir. Bu nedenle, Türkiye'nin ihracatını artırma ve enerji ithalatını azaltma politikaları, küresel faiz ortamı göz önünde bulundurularak şekillendirilmelidir.