ABD Merkez Bankası (Fed), Çarşamba günü gerçekleştirdiği ilk toplantısında politika faizini değiştirmeyerek mevcut seviyede tutma kararı aldı. Ancak yeni Başkan Kevin Warsh liderliğindeki Para Politikası Kurulu, yılın ilerleyen dönemlerinde bir faiz artışının gerekebileceğine işaret etti. Gerekçe olarak, yüzde 2'lik hedefin üzerinde seyreden enflasyonun kalıcı olabileceği endişesi gösterildi. Güncellenmiş üç aylık ekonomik projeksiyonlara göre, 19 üyeli kurulda 9 yetkili bu yıl içinde bir faiz artışını öngörüyor. Bu, piyasalarda beklenenden daha şahin bir duruş olarak yorumlandı. Karar metninde, enflasyonun hedefe dönüşü konusunda ilerleme kaydedildiği ancak bu ilerlemenin durakladığı ifade edildi. Ekonomik büyümenin ise sağlam kalmaya devam ettiği vurgulandı.
Warsh dönemi ve politika değişikliği
Kevin Warsh, Fed başkanlığına Ocak ayında atanmış ve bu toplantı onun ilk faiz kararı olmuştu. Warsh, daha önceki açıklamalarında enflasyonla mücadelede agresif bir duruş sergileyeceğinin sinyalini vermişti. Çarşamba günkü karar, bu yönde atılan ilk adım olarak değerlendiriliyor. Fed, ayrıca bilanço küçültme hızını da yavaşlatma kararı aldı. Hazine tahvilleri için aylık azaltım limiti 25 milyar dolardan 5 milyar dolara düşürülürken, mortgage destekli menkul kıymetler için sınır 35 milyar dolarda sabit tutuldu. Bu hamle, piyasaların likidite koşullarını gevşetmeye yönelik bir adım olarak görülüyor. Uzmanlar, faiz artışının eylül veya kasım aylarında gelebileceğini tahmin ediyor. Ancak, ticaret politikaları ve jeopolitik risklerin Fed'in kararlarını etkileyebileceği belirtiliyor.
Küresel piyasalar ve gelişmekte olan ülkelere yansımaları
Fed'in şahin duruşu, gelişmekte olan ülke para birimleri üzerinde baskı yaratabilir. Daha yüksek ABD faizleri, yatırımcıların dolar cinsinden varlıklara yönelmesine neden olarak TL, Meksika pesosu ve Güney Afrika randı gibi para birimlerinin değer kaybetmesine yol açabilir. Ayrıca, küresel borçlanma maliyetlerini artırarak yüksek dış borcu olan ülkeleri olumsuz etkileyebilir. Öte yandan, Fed'in bilanço küçültme hızını yavaşlatması, tahvil piyasalarında bir miktar rahatlama sağlayabilir. Türkiye gibi ülkeler için bu durum, kısa vadede sermaye çıkışlarını hızlandırabilir. Ancak, enflasyonla mücadelede başarılı olunması durumunda orta vadede istikrar sağlanabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Fed'in faiz artış sinyali, Türkiye ekonomisi için önemli bir dışsal risk oluşturuyor. Dolar/TL kuru üzerinde yukarı yönlü baskı yaratabilecek bu gelişme, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın (TCMB) faiz kararlarını daha da karmaşık hale getiriyor. Yüksek enflasyon ve cari açıkla mücadele eden Türkiye, Fed'in şahinleşmesi durumunda daha sıkı para politikası uygulamak zorunda kalabilir. Bu da büyüme hedeflerini olumsuz etkileyebilir. Ancak TCMB'nin son dönemde attığı adımlar ve rezerv birikimi, kırılganlığı bir nebze azaltmış durumda. Yine de, küresel likidite koşullarındaki sıkılaşma, Türkiye'nin dış finansman ihtiyacını karşılamasını zorlaştırabilir.