JPMorgan Küresel Piyasa Stratejisti Raisah Rasid, Bloomberg televizyonunda Paul Allen'a verdiği mülakatta, ABD'den gelen son ekonomik verilerin ve yükselen Hazine tahvil getirilerinin Federal Reserve'ün (Fed) faiz artırımına gideceğine işaret ettiğini belirtti. Rasid, yatırımcıların kısa vadeli dalgalanmalar yerine 12-18 aylık faiz patikasına ve merkez bankasının uzun vadeli enflasyon görünümüne odaklanması gerektiğini vurguladı.
Rasid'in değerlendirmesi, küresel piyasaların Fed'in para politikası adımlarını yakından izlediği bir dönemde geldi. Son haftalarda açıklanan istihdam, büyüme ve enflasyon verileri, ABD ekonomisinin beklenenden daha dirençli olduğunu gösterirken, tahvil piyasasında satış baskısı arttı ve getiriler yükseldi. Bu durum, Fed'in faiz indirimine ne zaman başlayacağına dair belirsizlikleri artırdı.
Enflasyon Verileri ve Fed'in İkilemi
ABD'de son açıklanan Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) ve Üretici Fiyat Endeksi (ÜFE) verileri, enflasyonun hedeflenen %2 seviyesinin üzerinde seyrettiğini gösterdi. Çekirdek enflasyondaki katılık, hizmet sektörü fiyatlarındaki artış ve güçlü işgücü piyasası, Fed'in faiz indirimi konusunda aceleci davranmayacağı yönündeki beklentileri güçlendirdi. JPMorgan stratejisti Rasid, bu ortamda faiz artırımının bile masada olabileceğini ima etti.
Fed Başkanı Jerome Powell ve diğer yetkililer, son açıklamalarında enflasyonla mücadelede kararlı olduklarını ve gerekirse ek sıkılaştırmaya gidebileceklerini belirtmişlerdi. Ancak piyasalar, bir süredir faiz indirimi bekliyordu. Rasid'in yorumları, bu beklentilerin tersine çevrilebileceğini gösteriyor.
Öte yandan, ABD Hazine tahvil getirilerindeki yükseliş, finansal koşulların kendiliğinden sıkılaşmasına yol açıyor. 10 yıllık tahvil getirisi son dönemde %4,5'in üzerine çıkarak yatırımcıların risk iştahını azalttı. Rasid, bu durumun Fed'in işini kolaylaştırabileceğini, ancak yine de merkez bankasının politika faizini yükseltmek zorunda kalabileceğini ifade etti.
Küresel Piyasalar ve Yükselen Getiriler
ABD'deki faiz artışı beklentileri, küresel piyasalar üzerinde de etkili oluyor. Gelişmekte olan ülke para birimleri değer kaybederken, sermaye akışları yeniden ABD'ye yönelebilir. Özellikle yüksek dış borcu olan ülkeler için bu durum ek baskı yaratabilir. Rasid, yatırımcıların bu süreçte 12-18 aylık vadede faiz patikasını ve enflasyonun uzun vadeli seyrini dikkate almaları gerektiğini söyledi.
Fed'in para politikası, küresel ticaret ve yatırım kararlarını doğrudan etkiliyor. Faiz artırımı, doları güçlendirirken emtia fiyatlarını baskılayabilir. Altın ve petrol gibi emtialar, dolar cinsinden fiyatlandığı için güçlü dolar karşısında değer kaybedebilir. Bu da enflasyon üzerinde karmaşık bir etki yaratır: bir yandan emtia fiyatları düşerek enflasyonu azaltıcı yönde etki ederken, diğer yandan güçlü dolar ihracatçı ülkeleri zorlayabilir.
Rasid, ayrıca Fed'in bilanço küçültme politikasının da piyasalar üzerinde etkili olduğunu belirtti. Merkez bankası, pandemi döneminde şişen bilançosunu azaltmaya devam ediyor. Bu süreç, tahvil arzını artırarak getirileri yukarı çekiyor ve finansal koşulları sıkılaştırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Fed'in olası faiz artışı, Türkiye ekonomisi için önemli sonuçlar doğurabilir. ABD'de yükselen faizler, küresel sermayenin gelişmekte olan piyasalardan çıkışını hızlandırabilir ve Türkiye gibi dış finansmana ihtiyaç duyan ülkelerde kur ve faiz baskısı yaratabilir. Ayrıca, güçlü dolar Türkiye'nin ihracatını olumsuz etkileyebilirken, enerji ithalat maliyetlerini düşürebilir. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın (TCMB) para politikası da Fed'in adımlarından etkilenebilir; TCMB, sermaye çıkışlarını sınırlamak için faizleri yüksek tutmak zorunda kalabilir. Bu da iç talebi ve büyümeyi baskılayabilir. Dolayısıyla, Fed'in faiz kararı Türkiye'nin makroekonomik dengeleri açısından yakından izlenmeli.