Minneapolis Merkez Bankası (Fed) Başkanı Neel Kashkari, bu yıl içinde bir faiz artırımının mümkün olduğunu belirterek piyasalarda yeni bir tartışma başlattı. Daha önce faizlerin mevcut seviyede kalması gerektiğini savunan Kashkari, görüş değişikliğinin arkasında iki temel faktör olduğunu açıkladı: ABD-İran arasında olası bir barış anlaşmasına dair artan şüpheler ve yapay zeka (AI) yatırımlarındaki hızlı büyüme. Bu gelişmeler, enflasyonist baskıları yeniden canlandırabileceği için Fed'in sıkı para politikasına yönelmesine neden olabilir.
Gelişmenin arka planı: Kashkari'nin dönüşümü
Neel Kashkari, uzun süredir Fed’in ‘güvercin’ kanadının önde gelen isimlerinden biri olarak biliniyordu. Pandemi sonrası dönemde faiz artırımlarına karşı çıkan ve enflasyonun geçici olduğunu savunan Kashkari, son açıklamalarıyla bu tutumundan önemli ölçüde uzaklaştı. Minneapolis Fed Başkanı, CNBC’ye verdiği demeçte, “Geçen yıl enflasyonun düşeceğini düşünüyordum, ancak veriler bu öngörümü doğrulamadı. Şimdi daha temkinli olmalıyız” ifadelerini kullandı.
Kashkari’nin kararında belirleyici olan ilk faktör, ABD-İran barış anlaşmasına ilişkin belirsizlikler. Eski ABD Başkanı Trump döneminde başlatılan müzakereler, son aylarda ivme kaybetmiş durumda. İran’ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini artırması ve ABD’nin yaptırımları sürdürmesi, anlaşmanın sağlanamayacağı endişelerini artırdı. Kashkari, “İran ile bir anlaşma olursa, petrol fiyatları düşebilir ve bu enflasyonu frenler. Ancak anlaşma olmazsa, jeopolitik riskler emtia fiyatlarını yukarı çekebilir” dedi.
İkinci faktör ise yapay zeka yatırımlarındaki patlama. Teknoloji şirketlerinin AI alanında rekor düzeyde sermaye harcaması yapması, ekonomide talep enflasyonuna yol açabilecek bir etki yaratıyor. Kashkari, “AI veri merkezleri ve altyapı yatırımları, inşaat ve enerji sektörlerinde arz sıkışıklığına neden oluyor. Bu da fiyatlar üzerinde yukarı yönlü baskı oluşturuyor” şeklinde konuştu.
Küresel boyut: Faiz artırımının uluslararası yansımaları
Fed’in faiz artırımına gitmesi, sadece ABD ekonomisini değil, tüm gelişmekte olan piyasaları etkileyecek güçlü bir sinyal. Yüksek faizler, doların değer kazanmasına yol açarak Türkiye gibi ülkelerin döviz rezervlerini baskılayabilir. Ayrıca, ABD’nin sıkı para politikası, küresel likiditeyi daraltarak yatırımcıların risk iştahını azaltıyor. Bu durum, yabancı sermaye girişine bağımlı ekonomiler için ek bir zorluk anlamına geliyor.
Öte yandan, Kashkari’nin öngördüğü faiz artırımı, Fed’in bu yılki ilk hamlesi olursa, diğer merkez bankalarının da benzer adımlar atmasına neden olabilir. Avrupa Merkez Bankası (ECB) ve İngiltere Merkez Bankası (BoE) halihazırda yüksek enflasyonla mücadele ederken, Fed’in hamlesi küresel faiz oranlarını daha da yukarı çekebilir. Ancak Kashkari, bu adımın henüz kesin olmadığını, verilere bağlı olduğunu vurguluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Fed’in olası bir faiz artırımı, Türkiye ekonomisi için doğrudan risk oluşturuyor. Türkiye, yüksek enflasyon ve cari açık sorunlarıyla boğuşurken, doların değer kazanması ithalat maliyetlerini artıracak ve enflasyonu tetikleyebilir. Ayrıca, küresel likiditenin daralması, Türkiye’nin dış borçlanma maliyetlerini yükseltebilir. Ancak Kashkari’nin yorumları, Fed’in kararının henüz piyasa tarafından fiyatlanmadığını gösteriyor; bu da Türkiye’nin kısa vadede bir rahatlama bulabileceği anlamına geliyor. Orta vadede ise, Türkiye’nin kendi para politikasındaki sıkı duruşunu sürdürmesi ve yapısal reformlarla kırılganlıkları azaltması gerekiyor.