ABD Merkez Bankası'nın (Fed) yeni başkanı Kevin Warsh, göreve başladığı ilk aylarda zorlu bir ekonomik tabloyla karşı karşıya. Pepperstone Research Stratejisti Dilin Wu, mevcut durumu 'tahvil piyasasının Fed'in önünde gitmesi' olarak tanımlıyor ve artan Hazine tahvili getirilerinin ekonominin yapısal bir sorunu olduğuna dikkat çekiyor. Wu'ya göre Warsh, ABD borçlanma maliyetlerindeki yükselişi dizginlemek için elindeki seçeneklerin tamamına yakını 'kötü seçenek' konumunda. Bu durum, küresel piyasalarda risk iştahını azaltırken, yatırımcıların gözü kulağı Fed'in atacağı adımlarda.
Gelişmenin Arka Planı: Tahvil Piyasası Neden İsyanda?
Son haftalarda ABD 10 yıllık Hazine tahvili getirisi, son yılların en yüksek seviyelerine yaklaşarak yüzde 4.5'in üzerine çıktı. Bu yükseliş, enflasyonun yeniden hız kazanacağı endişeleri, artan federal bütçe açığı ve Fed'in faiz indirimlerine ara vermesi beklentileriyle besleniyor. Pepperstone'dan Dilin Wu, bu durumun geçici bir piyasa dalgalanması olmadığını, aksine ekonominin yapısal bir dönüşüm yaşadığına işaret ettiğini belirtiyor. Wu'ya göre, pandemi sonrası dönemde devlet teşvikleri ve yüksek tüketim, ekonomiyi güçlü tutarken aynı zamanda borç yükünü artırdı. Artık piyasalar, bu borcun sürdürülebilirliği konusunda daha temkinli davranıyor.
Wu'nun analizine göre, tahvil getirilerindeki yükseliş, enflasyonla mücadelede beklenen ilerlemenin sağlanmadığını gösteriyor. Merkez bankalarının uzun süre düşük faiz politikası izlemesinin ardından, yüksek enflasyonla mücadele için atılan faiz artırımları, ekonomide derin izler bıraktı. Şimdi ise piyasalar, Fed'in elindeki sınırlı manevra alanını fiyatlıyor. Warsh'ın önündeki seçenekler arasında faiz artırımına yeniden başlamak, tahvil alımlarını azaltmak veya borçlanma eğrisini manipüle etmek gibi geleneksel araçlar bulunuyor; ancak Wu, bu seçeneklerin her birinin ekonomik büyümeyi olumsuz etkileme riski taşıdığını vurguluyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Piyasalardan Sinyaller
ABD Hazine tahvilleri, küresel finansal sistemin çekirdeğini oluşturduğundan, getirilerdeki yükselişin etkileri sınır tanımıyor. Bu gelişme, başta gelişmekte olan ülkeler olmak üzere dünya genelinde borçlanma maliyetlerini artırıyor. Özellikle Türkiye gibi yüksek döviz borcu olan ülkeler, doların değerlenmesi ve artan faizler nedeniyle baskı altında kalabilir. Küresel borsalarda risk iştahının azalması bekleniyor; zira tahvil getirilerindeki artış, hisse senedi piyasalarına alternatif oluşturarak yatırımcıları güvenli limanlara yönlendiriyor.
Uzmanlar, Avrupa ve Asya piyasalarının da ABD'deki gelişmelerden doğrudan etkileneceği görüşünde. Öte yandan, Çin ve Japonya gibi büyük Hazine tahvili alıcıları olan ülkeler, portföylerini yeniden gözden geçiriyor. Wu'nun işaret ettiği gibi, bu durum 'kötü seçenekler' oyununu daha da karmaşık hale getiriyor. Fed'in politika hatası yapması durumunda küresel bir durgunluğa zemin hazırlanabileceği endişeleri giderek güçleniyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD tahvil getirilerindeki yükseliş ve Fed'in faiz politikasındaki belirsizlik, Türkiye ekonomisi için önemli bir dış risk oluşturuyor. Türkiye'nin ithalat bağımlılığı ve dolar cinsinden dış borçları göz önüne alındığında, artan küresel faizler ve güçlenen dolar, cari açık üzerinde baskı yaratabilir ve enflasyonu körükleyebilir. Bu gelişmeler, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın (TCMB) faiz kararlarını etkileyebilir; zira küresel piyasalardaki bu dalgalanmalar, sermaye çıkışlarına neden olarak Türk lirasının değerini olumsuz etkileyebilir. Öte yandan, Türkiye'nin ihracatçı sektörleri, zayıf Türk lirası sayesinde rekabet avantajı elde edebilir. Sonuç olarak, bu gelişmeler Türkiye'nin dış finansman koşullarını sıkılaştırabilir ve TCMB'nin para politikasında daha temkinli olmasını gerektirebilir.