F-35 ortak program ofisinden alınan verilere göre, son üretim partilerinde F-35 savaş uçaklarının ortalama uçuş maliyeti önceki sözleşmelere kıyasla önemli ölçüde arttı. F-35A ve F-35B modellerinin ortalama uçuş maliyeti yüzde 11'den fazla yükselirken, F-35C modelinin fiyatı yüzde 8'in üzerinde bir artış gösterdi. Bu gelişme, savunma sanayii ve askeri tedarik planlaması açısından yakından takip ediliyor.
Artan maliyetlerin arka planı
F-35 programı, ABD ve müttefik ülkelerin en gelişmiş çok amaçlı savaş uçağı projelerinden biri olarak biliniyor. Son üretim partilerinde yaşanan maliyet artışı, çeşitli faktörlere bağlanıyor. Küresel tedarik zincirindeki aksaklıklar, hammadde fiyatlarındaki dalgalanmalar ve enflasyon baskıları, uçak başına maliyetleri yukarı çeken unsurlar arasında yer alıyor. Ayrıca, üretim adetlerindeki değişiklikler ve yeni teknolojilerin entegrasyonu da fiyatları etkileyebiliyor.
F-35A, geleneksel kalkış ve iniş yapabilen hava kuvvetleri versiyonu olarak en yaygın kullanılan model. F-35B ise dikey iniş kalkış kabiliyetine sahip ve deniz piyadeleri ile bazı donanmalar tarafından tercih ediliyor. F-35C ise uçak gemilerinde görev yapmak üzere tasarlanmış katapultla fırlatma ve yakalama sistemine sahip model. Her üç varyantın da maliyetlerindeki artış, programın genel bütçesini ve müşteri ülkelerin planlamalarını etkiliyor.
F-35 Ortak Program Ofisi (JPO) tarafından sağlanan rakamlar, son sözleşmelerdeki fiyat değişimlerini ortaya koyuyor. Buna göre, ortalama uçuş maliyeti (flyaway cost) olarak adlandırılan ve uçağın motoru, aviyonikleri ve temel ekipmanlarını içeren maliyet kalemi, önceki partilere göre belirgin şekilde yükseldi. Bu artış, sadece ABD için değil, program ortağı ülkeler ve dış askeri satış (FMS) yoluyla F-35 tedarik eden ülkeler için de önem taşıyor.
Küresel ve bölgesel boyut
F-35 programı, ABD öncülüğünde çok sayıda müttefik ülkenin katılımıyla yürütülen en büyük savunma tedarik projelerinden biri. Türkiye, programın başlangıç aşamasında ortak ülkeler arasında yer alıyordu; ancak Rusya'dan S-400 hava savunma sistemi alımı sonrasında ABD tarafından programdan çıkarıldı. Bu durum, Türk Hava Kuvvetleri'nin modernizasyon planlarını ve bölgesel güç dengesini etkileyen bir gelişme olarak kayıtlara geçti.
Maliyet artışı, F-35 kullanıcısı ülkelerin savunma bütçelerinde ek yük oluşturabilir. Avrupa ülkeleri, Asya-Pasifik ülkeleri ve Orta Doğu'daki bazı ülkeler, F-35 tedarik programlarını sürdürüyor. Özellikle Çin ve Rusya'nın geliştirdiği yeni nesil savaş uçakları karşısında hava üstünlüğünü koruma çabası, F-35'lere olan talebi canlı tutuyor. Ancak artan maliyetler, bazı ülkelerin sipariş miktarlarını gözden geçirmesine veya alternatif çözümlere yönelmesine neden olabilir.
Savunma sanayii uzmanları, F-35'in birim maliyetindeki artışın kısa vadede programın cazibesini azaltmayacağını, zira rakipsiz bir platform olduğunu belirtiyor. Yine de maliyet kontrolü, program yönetimi ve tedarik stratejileri açısından önemli bir başlık olarak öne çıkıyor. ABD Savunma Bakanlığı ve Lockheed Martin, maliyetleri düşürmek için çeşitli girişimler yürütse de, son veriler artışın sürdüğünü gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, F-35 programından çıkarılmasının ardından kendi milli muharip uçak projesi KAAN'ı hızlandırdı ve alternatif tedarik kanalları arayışına girdi. F-35 maliyetlerindeki artış, Türkiye'nin programdan çıkarılmasının yarattığı stratejik boşluğu daha da derinleştirebilir; zira müttefikleri daha pahalı da olsa F-35 tedarik etmeye devam ederken, Türkiye'nin hava gücünde bir denge sorunu ortaya çıkabilir. Öte yandan, artan maliyetler, Türkiye'nin kendi savunma sanayii ürünlerine olan ilgiyi artırabilir ve KAAN projesinin önemini pekiştirebilir. Bölgesel güç dengesi açısından, Yunanistan gibi ülkelerin F-35 tedarik etmesi, Ege ve Doğu Akdeniz'deki askeri dengeyi etkileyebilir. Türkiye'nin bu gelişmeler ışığında savunma stratejisini gözden geçirmesi ve yerli çözümlere öncelik vermesi bekleniyor.