Uluslararası ilişkiler uzmanı ve jeopolitik analist Damian Eyre, ABD ile İran arasında varılması beklenen anlaşmanın Ortadoğu’da köklü bir dönüşüm yaratmayacağını savunuyor. Eyre’nin değerlendirmesine göre, mevcut müzakerelerin kapsamı ve tarafların stratejik hedefleri, bölgesel statükonun temel dinamiklerini değiştirmekten uzak. Anlaşma, özellikle nükleer program ve yaptırımlar konusunda sınırlı bir mutabakat sağlasa da, Suudi Arabistan-İran rekabeti, Yemen krizi ve İsrail-Filistin meselesi gibi yapısal sorunlara çözüm getirmiyor. Eyre’nin analizi, anlaşmanın daha çok diplomatik bir başarı olarak sunulacağını ancak sahadaki gerçeklikleri değiştirmeyeceğini vurguluyor.
Anlaşmanın Kapsamı ve Sınırları
ABD ve İran arasındaki müzakereler, 2015 tarihli Kapsamlı Ortak Eylem Planı’nın (JCPOA) yeniden canlandırılmasına odaklanmış durumda. Taraflar, İran’ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini sınırlaması ve uluslararası denetimlere izin vermesi karşılığında ABD’nin yaptırımları kaldırması üzerinde anlaşmaya yakın. Ancak Eyre, bu anlaşmanın İran’ın bölgesel nüfuzunu sınırlamayacağını, aksine Tahran’a ekonomik rahatlama sağlayarak daha agresif bir dış politika izlemesine olanak tanıyabileceğini belirtiyor. İran, Suriye, Irak, Lübnan ve Yemen’deki vekil güçleri üzerindeki kontrolünü sürdürmeye devam edecek. Ayrıca ABD’nin anlaşmaya rağmen bölgedeki askeri varlığını azaltmayı planlamadığı, Körfez ülkeleriyle güvenlik işbirliğini artırdığı görülüyor. Bu durum, anlaşmanın sadece nükleer dosyayla sınırlı kalacağını diğer ihtilafları çözmeyeceğini gösteriyor.
Öte yandan İsrail yönetimi, anlaşmaya sert tepki gösteriyor. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, İran’ın nükleer programına yönelik her türlü tavizi “varoluşsal tehdit” olarak nitelendiriyor ve askeri seçenekleri masada tutuyor. Suudi Arabistan ise anlaşma sürecinin dışında bırakıldığını düşünerek kendi nükleer programını hızlandırabilir. Eyre’e göre bu gelişmeler, bölgede yeni bir silahlanma yarışını tetikleyebilir. Anlaşma, bölge ülkeleri arasındaki güvensizliği gidermek yerine, kısa vadede gerilimi tırmandırabilir.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Ortadoğu, son yıllarda Çin ve Rusya’nın artan nüfuzuyla yeni bir jeopolitik rekabete sahne oluyor. Çin, Suudi Arabistan ve İran arasında arabuluculuk yaparak bölgesel dengeleri etkilerken, Rusya Suriye’de askeri varlığını sürdürüyor ve İran’la işbirliğini derinleştiriyor. ABD’nin bölgeden çekilme algısı, müttefiklerini alternatif arayışlara itiyor. Eyre, ABD-İran anlaşmasının bu resimde bir kırılma yaratmayacağını, aksine ABD’nin bölgedeki etkisini korumak için daha fazla diplomatik ve askeri çaba harcamasını gerektireceğini düşünüyor. Anlaşma, uluslararası piyasalarda petrol fiyatlarında kısa vadeli bir düşüşe yol açsa da, orta vadede İran’ın petrol ihracatını artırması ve OPEC+ dengesini etkilemesi bekleniyor. Bu durum, enerji fiyatları üzerinden küresel ekonomiye yansıyacak dalgalanmalar yaratabilir.
Avrupa Birliği ise anlaşmayı diplomatik bir zemin olarak destekliyor ancak İran’ın insan hakları ihlalleri ve bölgesel faaliyetleri konusunda endişeli. AB, anlaşma sonrası Tahran’la ekonomik ilişkilerini geliştirmeye çalışsa da ABD yaptırımlarının gölgesinde bağımsız hareket edebilmesi zor gözüküyor. Küresel güç mücadelesi ve bölgesel dinamikler, anlaşmanın sürdürülebilirliğini ve etkinliğini sınırlayacak en önemli faktörler olarak öne çıkıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran’la enerji ve güvenlik alanlarında önemli bağlara sahip. ABD-İran anlaşmasının sağlayacağı yaptırım hafiflemesi, Türkiye’nin doğal gaz ve petrol ticaretinde elini rahatlatabilir. Ancak anlaşma, İran’ın terörle mücadele politikaları ve Suriye’deki varlığı konusunda Türkiye’yle çıkar çatışmalarını çözmüyor. Türkiye, anlaşma sonrası ABD’nin bölgede daha aktif bir rol üstlenmesi halinde, özellikle PKK/YPG ile mücadele konusunda Washington’la yeni bir denklem yaşayabilir. Ayrıca İran’ın ekonomik rahatlaması, Türkiye ile ticaret hacmini artırsa da, Tahran’ın bölgesel nüfuzunun güçlenmesi Ankara için bir tehdit unsuru olarak kalmaya devam ediyor. Türkiye, anlaşma sürecinde dışarıda bırakılmış olsa da, gelişmeleri yakından izleyerek kendi jeopolitik çıkarlarını korumak için diplomatik adımlar atmak zorunda.