Etiyopya hükümeti ile Tigray Halk Kurtuluş Cephesi (TPLF) arasındaki çatışmalar yeniden şiddetlenirken, savaşın Afrika Boynuzu'nun ötesine yayılarak bölgesel bir istikrarsızlık dalgasına dönüşme riski giderek artıyor. Ülkenin kuzeyindeki Tigray bölgesinde başlayan çatışmalar, Amhara ve Afar bölgelerine sıçramış durumda; Eritre, Sudan ve Somali gibi komşu ülkelerdeki mevcut krizlerle kesişen dinamikler, bölgenin daha geniş bir savaş alanına dönüşme ihtimalini güçlendiriyor.
Çatışmanın Arka Planı
Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed'in 2018'de iktidara gelmesiyle başlayan siyasi dönüşüm, 2020'de Tigray bölgesel yönetiminin federal hükümete karşı ayaklanmasıyla silahlı çatışmaya dönüştü. Kasım 2020'de başlatılan askeri operasyon, kısa sürede geniş çaplı bir iç savaşa evrildi. Tigray savunma güçleri, federal ordu ve müttefiki Eritre kuvvetlerine karşı direniş gösterdi; 2021'de başkent Addis Ababa'ya doğru ilerleyerek uluslararası toplumu alarma geçirdi. Ardından gelen karşı saldırılar ve ateşkes girişimleri kalıcı bir çözüm üretmedi. 2022'de Pretoria anlaşması ile sağlanan kırılgan ateşkes, insani yardımların ulaştırılmasında yaşanan aksaklıklar ve taraflar arasındaki güvensizlik nedeniyle tam olarak uygulanamadı. Son haftalarda ise Tigray güçlerinin yeniden silahlanarak bazı bölgelerde kontrolü ele geçirdiği, federal ordunun hava saldırılarını yoğunlaştırdığı bildiriliyor. Amhara bölgesindeki Fano milisleri ile federal güçler arasındaki çatışmalar da ayrı bir cephe oluşturmuş durumda. Ülke genelinde farklı etnik ve siyasi grupların silahlı mücadeleye girişmesi, merkezi otoritenin kontrolünü zayıflatıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Etiyopya'daki iç savaş, yalnızca ülke sınırları içinde kalmayıp Afrika Boynuzu'nun tamamını etkileyen bir kriz haline geldi. Eritre, çatışmaya doğrudan müdahil olarak Tigray güçlerine karşı federal hükümeti destekliyor; bu durum Eritre ile Tigray arasında uzun süredir devam eden düşmanlığı daha da derinleştiriyor. Sudan, Etiyopya'nın kuzeybatısındaki El Fashaga bölgesinde toprak anlaşmazlığı yaşıyor ve milyonlarca Etiyopyalı mülteciye ev sahipliği yapıyor. Sudan'daki iç savaş da göz önüne alındığında, iki ülkedeki istikrarsızlık birbirini besliyor. Somali'de ise Etiyopya askerleri, Afrika Birliği misyonu kapsamında El Şebab örgütüne karşı mücadele ediyor; Etiyopya'nın kendi iç sorunlarına odaklanması, Somali'deki güvenlik boşluğunu artırabilir. Kızıldeniz ve Aden Körfezi'ndeki jeopolitik rekabet de bölgesel gerilimi tırmandırıyor. Mısır ve Sudan, Nil Nehri üzerindeki Büyük Etiyopya Rönesans Barajı (GERD) konusunda Etiyopya ile anlaşmazlık yaşıyor; bu su meselesi, olası bir bölgesel savaşta yeni cepheler açabilir. Uluslararası toplum, insani krizin boyutlarına dikkat çekerek ateşkes çağrılarını yineliyor. Birleşmiş Milletler, Tigray'da milyonlarca insanın yardıma muhtaç olduğunu, ülke genelinde ise 20 milyondan fazla kişinin gıda güvensizliğiyle karşı karşıya kaldığını bildiriyor. ABD, Avrupa Birliği ve Çin, Etiyopya'daki çatışmaya farklı önceliklerle yaklaşıyor; ABD ve AB, insan hakları ihlalleri nedeniyle yaptırım tehditlerini sürdürürken, Çin ve Rusya daha çok ekonomik ve stratejik çıkarlarını korumaya odaklanıyor. Bu durum, çatışmanın çözümünde uluslararası işbirliğini zorlaştırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Etiyopya'daki istikrarsızlık, Türkiye'nin Afrika Boynuzu politikası ve bölgesel güvenlik dengeleri açısından önemli sonuçlar doğurabilir. Türkiye, son yıllarda Afrika'da etkinliğini artırarak Etiyopya ile ekonomik ve savunma işbirliğini güçlendirmiş, Somali'de askeri üs ve eğitim programları yürütmektedir. Çatışmanın yayılması, Türkiye'nin bölgedeki yatırımlarını ve güvenlik çıkarlarını riske atabilir; ayrıca Kızıldeniz ve Aden Körfezi'ndeki deniz ticaret yollarının güvenliği, Türkiye'nin enerji ve ticaret hatları için kritik önem taşır. İstikrarsızlığın artması, Türkiye'ye yönelik düzensiz göç baskısını da yoğunlaştırabilir. Bu nedenle Türkiye'nin, bölgesel aktörlerle diyalog kanallarını açık tutması ve çatışmanın çözümüne yönelik diplomatik girişimlerde aktif rol alması beklenmektedir.