Etiyopya hükümet güçleri, Tigray bölgesinin başkenti Mekelle'de havalimanını geri alarak önemli bir stratejik üstünlük sağladı. Tigray Halk Kurtuluş Cephesi (TPLF) güçlerinin geri çekilmesiyle birlikte hükümet yanlısı milisler ve düzenli ordu, kentin kontrolünü büyük ölçüde ele geçirdi. Çatışmalar Amhara ve Afar bölgelerine yayılırken, bölgede insani durum giderek kötüleşiyor. Başbakan Abiy Ahmed, operasyonların "terör unsurlarını temizleme" amacı taşıdığını savunuyor.
Gelişmenin Arka Planı
Kasım 2020'de başlayan Tigray çatışması, Etiyopya'nın kuzeyinde geniş çaplı bir insani krize yol açtı. Başbakan Abiy Ahmed'in, Tigray bölgesel yönetimine yönelik askeri operasyon başlatmasıyla alevlenen çatışmalar, kısa sürede ülke geneline yayıldı. TPLF güçleri, başlangıçta savunma pozisyonundayken, 2021 ortalarında karşı taarruza geçerek Amhara ve Afar bölgelerine doğru ilerledi. Ancak son haftalarda federal hükümet güçleri, hava desteği ve yeni takviyelerle üstünlük sağladı. Mekelle Havalimanı'nın geri alınması, hükümetin lojistik ve askeri sevkiyat kabiliyeti açısından kritik bir adım olarak değerlendiriliyor. Öte yandan, çatışmaların sivil yerleşim alanlarına sıçraması, binlerce kişinin yerinden edilmesine neden oldu. Birleşmiş Milletler, bölgede gıda güvensizliğinin had safhaya ulaştığını ve insani yardımın engellendiğini rapor ediyor.
Etiyopya hükümeti, Tigray operasyonunu "iç güvenlik meselesi" olarak nitelendirirken, uluslararası toplumdan gelen ateşkes çağrılarını reddediyor. Afrika Birliği'nin arabuluculuk girişimleri ise sonuçsuz kaldı. Bölgede savaşın seyri, tarafların askeri kapasitesine ve dış desteklere bağlı olarak değişkenlik gösteriyor. Eritre askerlerinin Tigray'da hükümet güçlerini desteklediği iddiaları, çatışmayı daha da karmaşık hale getiriyor. Uluslararası Kriz Grubu, Eritre'nin varlığının savaşı uzatabileceği uyarısında bulunuyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Tigray çatışması, yalnızca Etiyopya'nın iç meselesi olarak kalmayıp, Afrika Boynuzu'nda istikrarsızlık yaratan bir krize dönüştü. Komşu Sudan ve Güney Sudan'a yönelik mülteci akını, bölgesel güvenlik ve insani yardım yükünü artırıyor. Ayrıca Kızıldeniz ticaret yollarının güvenliği, küresel ekonomik istikrar açısından kritik önemde. ABD, Avrupa Birliği ve Çin, Etiyopya'daki çatışmayı yakından izliyor. ABD, taraflara yönelik yaptırım tehdidinde bulunurken, Çin altyapı yatırımlarını korumak adına dengeli bir tutum izliyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde ise daimi üyeler arasında görüş ayrılıkları süregeliyor. Rusya ve Çin, Etiyopya'nın iç işlerine karışılmaması gerektiğini savunurken, Batılı ülkeler insan hakları ihlallerine dikkat çekiyor. Bu durum, uluslararası toplumun etkili bir müdahale mekanizması geliştirmesini zorlaştırıyor.
Bölgesel örgütlerden Afrika Birliği, çatışmanın çözümü için diplomatik çaba gösterse de, üye ülkeler arasındaki farklı çıkarlar nedeniyle somut bir sonuç alınamıyor. IGAD (Hükümetlerarası Kalkınma Otoritesi) da benzer şekilde etkisiz kalıyor. Etiyopya, Afrika Boynuzu'nun en kalabalık ülkesi olarak, istikrarsızlığın bölgeye yayılma riski taşıyor. Çatışmanın uzaması, radikal grupların bölgede yuvalanmasına zemin hazırlayabilir. Ayrıca, Kızıldeniz'deki deniz ticareti ve enerji nakil hatları için tehdit oluşturuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Etiyopya ile köklü tarihi ve ekonomik bağlara sahip. İstanbul, Etiyopya için önemli bir ticaret kapısı ve yatırım merkezi konumunda. Türk müteahhitlik firmaları, Etiyopya'da altyapı projelerinde aktif rol alıyor. Tigray'daki istikrarsızlık, bu yatırımların güvenliğini tehdit edebilir. Ayrıca Türkiye, Afrika Boynuzu'nda barış ve istikrarın korunmasına yönelik diplomatik girişimlerde bulunuyor. Çatışmanın uzaması, bölgesel istikrarsızlığı artırarak Türkiye'nin Afrika açılımını olumsuz etkileyebilir. Kızıldeniz'deki güvenlik riskleri, Türkiye'nin deniz ticaret yollarını da dolaylı olarak etkiliyor. Bu nedenle Türkiye, taraflar arasında diyalog ve ateşkes çağrılarını desteklemeli.