ABD mahkemeleri tarafından daha önce suçlu bulunan göçmenler, son aylarda Afrika'nın son mutlak monarşisi Esvatini'de hapishanelerde tutuluyor. ABD'den sınır dışı edildikten sonra kendilerini hiçbir şey bilmedikleri bir ülkede bulan bu kişiler, yerel halkın "suçlu" olarak gördüğü yabancılar haline geldi. Esvatini hükümeti ise bu kişileri kabul etmeye zorlandığını belirtiyor.
Sınır Dışı Edilenlerin Bilinmeyen Ülkeye Yolculuğu
ABD Başkanı Donald Trump döneminde hız kazanan sert göçmenlik politikaları çerçevesinde, suç işlemiş göçmenlerin üçüncü ülkelere sınır dışı edilmesi yaygınlaştı. Bu politika kapsamında, ABD'de suçlu bulunan ve vatandaşı oldukları ülkelere gönderilemeyen kişiler, Afrika'nın güneyinde yer alan Esvatini'ye gönderildi. Esvatini, resmi adıyla Esvatini Krallığı, yaklaşık 1,2 milyon nüfusa sahip küçük bir kara ülkesi. Ülke, Kral III. Mswati'nin mutlak yönetimi altında ve Afrika'nın son mutlak monarşisi olarak biliniyor.
Göçmenler, Esvatini'ye varışlarının ardından doğrudan hapishanelere yerleştirildi. Bu kişilerin çoğu, Esvatini'nin nerede olduğunu, hangi dilin konuşulduğunu (ülkede İngilizce ve Swati dili kullanılıyor) veya yerel yasaları bilmiyordu. Bir göçmen, "Esvatini'yi hiç duymamıştım" diyerek şaşkınlığını dile getirdi. ABD yetkilileri, bu kişilerin kendi ülkelerine iade edilememesi durumunda üçüncü bir ülkeye gönderilmesinin yasal olduğunu savunuyor. Ancak insan hakları örgütleri, bu uygulamanın uluslararası hukuka aykırı olduğunu ve göçmenlerin temel haklarının ihlal edildiğini belirtiyor.
Esvatini hükümeti, bu kişileri kabul etmeye mecbur bırakıldığını, ancak kendi kaynaklarının sınırlı olduğunu ifade ediyor. Yerel halk ise bu "suçlu" yabancılara karşı temkinli. Bazı sivil toplum kuruluşları, göçmenlere hukuki destek sağlamaya çalışsa da dil bariyeri ve kaynak yetersizliği nedeniyle zorluk yaşanıyor.
Uluslararası Hukuk ve İnsan Hakları Boyutu
ABD'nin üçüncü ülkelere sınır dışı etme uygulaması, uluslararası hukukta tartışmalı bir konu. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK), ülkelerin sığınmacıları geri göndermeme ilkesine (non-refoulement) saygı göstermesi gerektiğini vurguluyor. Ancak ABD, bu kişilerin suçlu olduğunu ve sığınmacı statüsünde olmadığını öne sürerek uygulamayı savunuyor. Esvatini gibi ülkeler, genellikle ABD ile yapılan ikili anlaşmalar veya baskılar sonucu bu kişileri kabul ediyor.
İnsan hakları kuruluşları, Esvatini'deki hapishane koşullarının kötü olduğunu ve göçmenlerin adil yargılanma hakkından yoksun bırakıldığını belirtiyor. Ayrıca, bu kişilerin ailelerinden ve avukatlarından koparıldığı, iletişim kuramadığı ifade ediliyor. Uluslararası Af Örgütü, ABD'nin bu uygulamasının "sorumluluğu başka ülkelere yükleme" çabası olduğunu ve insan hakları ihlali teşkil ettiğini savunuyor.
Esvatini'nin kendisi de insan hakları sicili nedeniyle eleştiriliyor. Ülkede siyasi muhalefet bastırılıyor, basın özgürlüğü kısıtlı ve Kral Mswati geniş yetkilere sahip. Bu nedenle, göçmenlerin bu ülkede adil muamele görüp görmeyeceği ciddi bir soru işareti.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
ABD'nin göçmenleri üçüncü ülkelere gönderme politikası, küresel göç yönetimi açısından yeni bir dönemi işaret ediyor. Avrupa Birliği ülkeleri de benzer şekilde sığınmacıları üçüncü ülkelere gönderme planları yapıyor. İngiltere'nin Ruanda planı ve AB'nin Tunus, Mısır gibi ülkelerle yaptığı anlaşmalar bu eğilimin örnekleri. Ancak bu tür uygulamalar, göçmenlerin haklarını koruma konusunda ciddi endişeler yaratıyor.
Esvatini örneği, küçük ve ekonomik olarak kırılgan ülkelerin büyük güçlerin göç politikalarına nasıl alet edilebileceğini gösteriyor. Esvatini, ABD'nin baskısıyla bu kişileri kabul etmiş olabilir, ancak uzun vadede bu durum ülkenin uluslararası itibarını ve iç istikrarını olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, göçmenlerin entegrasyonu ve rehabilitasyonu için hiçbir planın olmaması, insani krizi derinleştiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin göçmenleri üçüncü ülkelere sınır dışı etme politikası, Türkiye'nin göç yönetimi ve dış politikası açısından dersler içeriyor. Türkiye, Suriyeli sığınmacılar başta olmak üzere milyonlarca göçmene ev sahipliği yapıyor ve zaman zaman geri gönderme tartışmaları yaşıyor. ABD'nin uygulaması, göçmenlerin hukuki güvencelerinin önemini gösteriyor. Türkiye, uluslararası hukuka uygun hareket ettiğini savunsa da, benzer eleştirilerle karşılaşabilir. Ayrıca, bu tür politikaların yaygınlaşması, küresel göç rejimini daha da parçalayabilir ve Türkiye gibi göç yolları üzerindeki ülkeler üzerindeki baskıyı artırabilir. Türkiye'nin insan haklarına dayalı bir göç politikası izlemesi, uluslararası alandaki itibarını güçlendirecektir.