Estonya Başbakanı Kristen Michal, Avrupa Birliği (AB) Konseyi Başkanı Antonio Costa'nın Rusya'ya yönelik diplomatik girişimini "yanlış yönlendirilmiş" olarak nitelendirdi. Michal, POLITICO'ya verdiği röportajda, "Avrupa Birliği bu müzakerelerde arabulucu rolünü üstlenemez" ifadelerini kullandı. Costa'nın Moskova'ya yaptığı ziyaret, Ukrayna savaşının 3. yılına girerken AB'nin Rusya ile diyalog arayışını yansıtsa da Baltık ülkeleri ve Doğu Avrupa'daki bazı müttefikler bu adımı erken ve riskli buluyor. Michal, AB'nin önceliğinin Ukrayna'ya askeri ve mali destek sağlamak olduğunu vurgulayarak, Moskova ile doğrudan müzakerelerin Kremlin'in işgalini meşrulaştırabileceği uyarısında bulundu. Estonya, Letonya ve Litvanya, Rusya'nın komşusu olarak savaşın doğrudan etkilerini hissederken, AB içinde farklı sesler yükseliyor: Bazı üye ülkeler diyaloğun çatışmayı sona erdirmek için gerekli olduğunu savunurken, diğerleri Rusya'ya karşı baskının artırılmasından yana.
Gelişmenin arka planı
Antonio Costa, AB Konseyi Başkanlığı görevine 1 Aralık 2024'te başlamıştı. Kısa süre sonra Moskova'ya bir ziyaret gerçekleştiren Costa, bu ziyaretin amacının "Ukrayna'daki savaşın sona erdirilmesi için olası diplomatik yolları araştırmak" olduğunu açıklamıştı. Costa, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile bir görüşme yapmamış olsa da, Rus yetkililerle teması AB içinde tartışma yarattı. Özellikle Estonya, Letonya, Litvanya ve Polonya gibi Rusya'ya sınırı olan ülkeler, Moskova ile diyaloğun Ukrayna'nın taviz vermesine yol açabileceği endişesini taşıyor. Kristen Michal, bu eleştiriyi daha da ileri taşıyarak, "Costa'nın bu girişimi, AB'nin ortak tutumunu zayıflatıyor ve Kremlin'e bir zafer kazandırıyor" dedi. Michal'a göre, AB'nin önceliği Ukrayna'ya silah sevkiyatını hızlandırmak, yaptırımları sıkılaştırmak ve Kiev'in savunma kabiliyetini artırmak olmalı.
Bölgesel ve küresel boyut
Costa'nın Rusya çıkışı, AB içinde uzun süredir devam eden bir ayrışmayı da gözler önüne seriyor. Almanya ve Fransa gibi Batı Avrupa ülkeleri, savaşın sona erdirilmesi için diplomasiye daha fazla ağırlık verilmesi gerektiğini düşünürken; Baltık ülkeleri, İskandinav ülkeleri ve Polonya, Rusya'ya karşı daha agresif bir tutum benimsenmesinden yana. Bu ayrışma, AB'nin ortak dış politika oluşturma kapasitesini sorgulatıyor. Öte yandan, Rusya'nın Ukrayna'daki ilerleyişi ve kış aylarında enerji altyapısına yönelik saldırıları, Kiev'i zor durumda bırakıyor. ABD'de Donald Trump'ın yeniden başkan seçilmesiyle birlikte Ukrayna'ya yardım paketlerinin geleceği de belirsizleşmiş durumda. Bu ortamda Costa'nın Moskova ziyareti, AB'nin barış için bir yol haritası arayışında olduğunu gösteriyor ancak Baltık ülkeleri, bu girişimlerin Ukrayna'nın egemenliğine saygı duyulmadan yapılamayacağını savunuyor. Michal, "Putin ile müzakere masasına oturmadan önce, Ukrayna'nın güçlü bir konumda olması gerekir. Aksi takdirde bu, sadece Rusya'nın işgalini meşrulaştırmak olur" diye konuştu.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin Ukrayna savaşında oynadığı arabulucu rolünü bir kez daha öne çıkarıyor. Türkiye, savaşın başından bu yana hem Ukrayna hem de Rusya ile diyaloğu sürdürerek, tahıl anlaşması gibi somut sonuçlar almış ve uluslararası toplumda takdir toplamıştı. Ancak AB içindeki bu tür diplomatik girişimlerin başarısız olması, Türkiye'nin arabulucu rolünün ne kadar kırılgan olduğunu da gösteriyor. Türkiye, hem NATO üyesi olarak ittifakın Rusya'ya karşı tutumunu desteklemek hem de ekonomik ve enerji bağları nedeniyle Moskova ile ilişkilerini dengelemek zorunda. Bu nedenle, AB'nin Rusya'ya yönelik tutumundaki değişimler, Türkiye'nin dış politika manevra alanını doğrudan etkileyebilir. Ankara, Ukrayna'nın toprak bütünlüğünü desteklerken, bir yandan da Karadeniz'deki güvenlik dengelerini gözetmek durumunda.