Hong Kong, küresel ilk halka arz (IPO) sıralamasında yeniden zirveye yerleşti. Ancak bu başarının ardında, Çin anakarasından gelen doğrudan müdahaleler ve kentin eski özerk yapısının büyük ölçüde değişmesi yatıyor. Pro-Çin kampı, Hong Kong'un direncini övmeye devam ederken, bu direncin Çinli yetkililerin doğrudan desteğine bağımlı hale geldiği gerçeğini görmezden geliyor. 2024 yılı itibarıyla Hong Kong Borsası, toplam 12 milyar doların üzerinde IPO hacmiyle küresel lider konumuna yükseldi. Ancak bu rakamların büyük kısmı, Çin devletine ait şirketlerin ve Pekin'in yönlendirdiği fonların halka arzlarından oluşuyor.
Eski Düzen mi, Yeni Kontrol mü?
Hong Kong, 1997'de İngiltere'den devralındığında 'tek ülke, iki sistem' modeliyle yönetiliyordu. Bu model, kente geniş bir ekonomik ve hukuki özerklik tanırken, 2019'daki protestolar ve 2020'de uygulanan ulusal güvenlik yasasıyla birlikte bu özerklik ciddi şekilde aşındı. Pekin, finansal istikrarı korumak için doğrudan müdahale etmekten çekinmezken, Hong Kong'un küresel bir finans merkezi olarak cazibesi giderek azalıyor. Uluslararası şirketler ve yatırımcılar, artan siyasi riskler nedeniyle Singapur ve Dubai gibi alternatiflere yöneliyor.
Geçtiğimiz yıl, Hong Kong Borsası'nın toplam işlem hacminin yüzde 70'inden fazlası anakara Çin kaynaklıydı. Bu oran, 2019'da yüzde 40 civarındaydı. Özellikle teknoloji ve finans sektörlerinde, Çinli dev şirketlerin Hong Kong'u tercih etmesi, kentin IPO liderliğini pekiştirdi. Ancak bu durum, 'bağımsız' bir finans merkezi imajını zedeliyor. Uzmanlar, Hong Kong'un artık bir 'Çin şehri' olarak yeniden tanımlandığını ve eski uluslararası statüsünü kaybettiğini belirtiyor.
Küresel Finans Merkezleri Arasında Yeniden Dengelenme
Hong Kong'un dönüşümü, küresel finans piyasalarında da yankı buluyor. Singapur, son üç yılda Hong Kong'dan ayrılan 100'den fazla yabancı fon yöneticisini kendine çekti. Dubai ise kripto para ve fintech yatırımlarında öne çıkıyor. Öte yandan, Pekin'in sıkı kontrolü altındaki Hong Kong'un, uzun vadede cazibesini koruyup koruyamayacağı tartışmalı. Çin ekonomisinin yavaşlaması ve ABD-Çin ticaret savaşlarının devam etmesi, Hong Kong'un çekiciliğini daha da azaltabilir. Ancak kısa vadede, Pekin'in desteği sayesinde Hong Kong'un finansal göstergeleri iyimser görünüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye için küresel finans merkezleri arasındaki dengenin değiştiğini gösteriyor. Hong Kong'un eski özerk yapısının sona ermesi, Türk yatırımcılar ve şirketler için alternatif finans merkezlerini daha cazip hale getirebilir. İstanbul Finans Merkezi'nin de Singapur ve Dubai ile rekabet etmeye çalıştığı bir dönemde, Hong Kong'un dönüşümü Türkiye'ye bir fırsat sunabilir. Ancak, Çin'in bölgesel nüfuzu artarken, Türkiye'nin Asya ile ticari ilişkilerinde Hong Kong'un azalan rolü, Ankara'nın Çin ve diğer Asya ülkeleriyle doğrudan bağlantılarını güçlendirmesini gerektirebilir.