Eski Hava Kuvvetleri Şefi General David Goldfein, Savunma Bakanı Pete Hegseth'i ABD ordusunda 'korku kültürü' yaratmakla suçladı. Goldfein, Hegseth'in askeri liderliği siyasallaştırdığını ve subayların baskı altında tutulduğunu öne sürdü. Açıklama, eski Kara Kuvvetleri Sekreteri'nin geçen hafta yaptığı ve Hegseth'in silahlı kuvvetlere 'nesiller boyu' zarar verdiği yönündeki eleştirilerinin ardından geldi. Hegseth, Trump yönetiminin savunma politikalarını yürütürken orduda köklü değişiklikler yapmakla ve muhalif sesleri susturmakla eleştiriliyor.
Hegseth'in Askeri Liderliği ve Artan Eleştiriler
Pete Hegseth, 2025 yılı başında Savunma Bakanı olarak atanmasından bu yana, ABD ordusunda kapsamlı bir dönüşüm başlattı. Eski bir Fox News sunucusu ve asker olan Hegseth, 'savaşçı ruhu' ve 'liyakat' söylemleriyle orduda disiplini yeniden tesis etmeyi hedefliyor. Ancak eleştirmenler, bu söylemlerin perde arkasında siyasi sadakat testleri ve muhalif görüşlerin bastırılması olduğunu savunuyor.
Eski Hava Kuvvetleri Şefi General David Goldfein, bu hafta yaptığı açıklamada, Hegseth'in liderlik tarzının subaylar arasında 'korku kültürü' yarattığını belirtti. Goldfein'e göre, askeri kararlar artık profesyonel askeri tavsiyelerden çok siyasi hesaplarla alınıyor. Bu durum, ordunun tarafsızlığına ve savaş yeteneğine zarar veriyor. Goldfein ayrıca, Hegseth'in üst düzey subayları görevden alarak veya emekliliğe zorlayarak muhalefeti sindirdiğini iddia etti.
Geçen hafta, eski Kara Kuvvetleri Sekreteri Ryan McCarthy de benzer endişeleri dile getirdi. McCarthy, Hegseth'in icraatlarının ABD silahlı kuvvetlerine 'nesiller boyu' zarar vereceğini söyledi. McCarthy, 'Bu yönetim, askeri liderliği politize ederek ve uzmanlığı göz ardı ederek ordunun temel değerlerini aşındırıyor' dedi. Her iki eski yetkili de Hegseth'in Savunma Bakanlığı'ndaki reformlarının askeri hazırlığı düşürdüğünü ve müttefikler nezdinde güven kaybına yol açtığını vurguladı.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
ABD ordusundaki bu iç çekişme, küresel güvenlik mimarisini doğrudan etkiliyor. NATO müttefikleri, Washington'ın savunma taahhütlerine olan güvenlerini sorgulamaya başladı. Özellikle Avrupa'da, Rusya'nın Ukrayna'daki savaşı sürerken, ABD'nin askeri liderliğindeki istikrarsızlık endişe yaratıyor. Hegseth'in transatlantik ilişkilere mesafeli yaklaşımı ve savunma harcamalarında Avrupa'ya daha fazla yük yükleme çabası, ittifak içinde gerilimlere neden oluyor.
Asya-Pasifik'te ise Çin'in askeri yayılmacılığına karşı ABD'nin caydırıcılığı sorgulanıyor. Japonya, Güney Kore ve Avustralya gibi müttefikler, ABD'nin bölgedeki askeri varlığının ve liderliğinin ne kadar güvenilir olduğunu sorguluyor. Hegseth'in özellikle Çin'e karşı sert söylemi, bu ülkelerdeki bazı çevrelerde takdir toplasa da, ordudaki iç karışıklık ve siyasallaşma, ABD'nin uzun vadeli stratejik öngörülebilirliğini zayıflatıyor.
Uzmanlar, askeri liderliğin siyasallaşmasının uzun vadede ABD'nin küresel liderliğine zarar vereceğini belirtiyor. Eski general ve amirallerin artan eleştirileri, ordunun tarafsızlığına yönelik endişelerin sadece Demokratlar arasında değil, Cumhuriyetçi çevrelerde de yankı bulduğunu gösteriyor. Hegseth'in yaklaşımı, Trump yönetiminin genel olarak federal kurumları siyasallaştırma eğiliminin bir parçası olarak görülüyor. Bu durum, ABD'nin iç istikrarını ve dış politikadaki etkinliğini sorgulatıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD ordusundaki bu liderlik krizi, Türkiye'nin güvenlik ve savunma politikalarını yakından ilgilendiriyor. Türkiye, NATO içinde ABD'nin en önemli müttefiklerinden biri olarak, Washington'daki istikrarsızlıktan doğrudan etkilenebilir. Özellikle F-16 modernizasyonu, F-35 programı ve terörle mücadelede işbirliği gibi konularda ABD ile yürütülen müzakereler, Savunma Bakanlığı'ndaki siyasi dalgalanmalardan olumsuz etkilenebilir. Ayrıca, ABD'nin Suriye ve Irak'taki askeri varlığı ve PKK/YPG ile ilişkileri, Türkiye'nin sınır güvenliği açısından kritik. Hegseth'in askeri liderliği siyasallaştırması, Türkiye'nin ABD ile olan savunma ortaklığında öngörülebilirliği azaltabilir. Türkiye, bu dönemde savunma sanayisinde kendi kendine yeterliliğe ve alternatif ortaklıklara yönelerek riskleri azaltmayı hedefleyebilir.