ABD'de yaşanabilirlik krizi tartışmaları, son dönemde siyasetçilerin sunduğu fiyat indirimi vaatleri etrafında dönüyor. Ancak uzmanlar, kalıcı bir çözüm için ücretlerin artırılması ve işçilerin toplu pazarlık gücünün güçlendirilmesi gerektiğini belirtiyor. Enflasyonun haneler üzerindeki baskısı sürerken, yaşam maliyeti krizi Amerika Birleşik Devletleri'nde 2024 seçimlerinin en belirleyici konularından biri haline geldi. Başkan Joe Biden yönetimi, market fiyatlarından konut kiralarına kadar geniş bir yelpazede maliyet düşürücü politikalar açıklarken, ekonomistler bu yaklaşımın yapısal sorunları çözmekte yetersiz kaldığını savunuyor. Ülke genelinde milyonlarca çalışan, asgari ücretle geçinmeye çalışıyor ve mevcut ücret düzeyleri barınma, gıda ve sağlık gibi temel ihtiyaçları karşılamaya yetmiyor. Federal asgari ücret 2009'dan bu yana 7,25 dolar seviyesinde sabit kalmış durumda. Bu durum, enflasyon ayarlandığında asgari ücretin reel değerinin önemli ölçüde erimesine yol açtı.
Yaşanabilirlik gündeminin arka planı
ABD'de yaşanabilirlik tartışması, Kovid-19 salgını sonrası hızlanan enflasyon dalgasıyla alevlendi. 2022'de yüzde 9'u aşan enflasyon oranı, gıda ve enerji fiyatlarını tarihi zirvelere taşıdı. Federal Reserve'in faiz artırımları enflasyonu kısmen dizginlese de, fiyatlar hâlâ salgın öncesine göre çok yüksek. Market zincirleri ve enerji şirketleri rekor kârlar açıklarken, hane halkı borçluluğu arttı. Biden yönetimi, "junk fees" olarak bilinen gizli ücretleri hedef alan düzenlemeler, ilaç fiyatlarında indirim ve konut arzını artırma planları gibi adımlar attı. Ancak bu önlemler, ücretlerin satın alma gücünü kalıcı olarak yükseltmekten uzak. Ekonomistler, fiyat kontrolleri veya sübvansiyonların uzun vadede piyasa dengelerini bozabileceğini, asıl çözümün verimlilik artışıyla birlikte ücretlerin yükseltilmesi olduğunu belirtiyor. Sendikalaşma oranı 1950'lerde yüzde 35 iken bugün yüzde 10'un altına düştü. Bu düşüş, işçilerin pazarlık gücünü zayıflatarak ücret artışlarının verimlilik artışının gerisinde kalmasına neden oldu. Son yıllarda Starbucks, Amazon ve otomotiv sektöründeki sendika hareketleri, işçilerin yeniden kolektif güç arayışını gösteriyor.
Bölgesel ve küresel boyut
ABD'deki ücret-fiyat tartışması, küresel ekonomi için de dersler barındırıyor. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) verilerine göre, dünya genelinde işçilerin büyük bölümü hâlâ insana yakışır iş ve adil ücretten yoksun. Gelişmiş ülkelerde bile gelir eşitsizliği son kırk yılda hızla arttı. ABD, OECD ülkeleri arasında en yüksek gelir eşitsizliğine sahip ülkelerden biri. Bu durum, sadece sosyal adaletsizliği değil, aynı zamanda toplumsal huzursuzluğu ve siyasi kutuplaşmayı da derinleştiriyor. 2024 başkanlık seçimlerinde hem Cumhuriyetçi hem de Demokrat adaylar, ekonomik kaygılara hitap etmeye çalışıyor. Ancak çözüm önerileri genellikle kısa vadeli ve yüzeysel kalıyor. Örneğin, eski Başkan Donald Trump, enerji üretimini artırarak fiyatları düşürmeyi vaat ederken, Biden yönetimi antitröst politikaları ve tüketici koruma önlemlerine ağırlık veriyor. Her iki yaklaşım da ücret artışlarını merkeze almıyor. Sendikalar ve işçi hakları savunucuları, asgari ücretin federal düzeyde saatlik 15 dolara çıkarılması, sendikalaşmanın kolaylaştırılması ve kâr paylaşımı modellerinin yaygınlaştırılması çağrısı yapıyor. Bu talepler, sadece ABD'de değil, Avrupa ve Asya'da da yankı buluyor. Almanya'da toplu pazarlık sistemi sayesinde ücretler nispeten daha adil dağılırken, İngiltere'de son yıllarda grev dalgası yaşanıyor. Japonya'da ise uzun süredir devam eden ücret durgunluğu, hükümeti şirketlere ücret artışı çağrısı yapmaya itti.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'deki yaşanabilirlik ve ücret tartışması, Türkiye'nin ekonomik gündemiyle paralellikler taşıyor. Türkiye'de de yüksek enflasyon, asgari ücret ve ücret adaleti konuları sıcak bir şekilde tartışılıyor. ABD'de olduğu gibi Türkiye'de de fiyat indirimi odaklı popülist söylemler, yapısal ücret sorunlarını gölgeleyebiliyor. Ancak Türkiye'nin genç nüfusu ve işgücü piyasası dinamikleri, toplu pazarlık ve sendikalaşma açısından farklı zorluklar barındırıyor. Küresel tedarik zincirlerinde yaşanan dönüşüm ve artan jeopolitik riskler, Türkiye'nin ihracat odaklı büyüme modelini de etkiliyor. ABD'deki gelişmeler, Türkiye'nin sosyal politikalarına ve işgücü reformlarına ilham verebilir; ancak her ülkenin kendi ekonomik koşullarına uygun çözümler üretmesi gerekiyor. Özellikle genç işsizlik ve kayıt dışı istihdam, Türkiye'nin ücret politikalarında dikkate alması gereken temel sorunlar arasında yer alıyor.