Eski Pardon Avukatı Liz Oyer, ABD’nin yeni Adalet Bakanı adayı Todd Blanche’ın Senato Yargı Komitesi’ndeki ifadesini sert bir dille eleştirerek, üst düzey hukukçunun ‘siyasi bir iyiliğe onay damgası vurmayı reddettiği’ için işten çıkarıldığını açıkladı. Oyer, Senato’ya Blanche’ın adaylığını reddetme çağrısı yaptı. Tartışma, Trump’ın yakın müttefiki ve ünlü aktör Mel Gibson’ın da dahil olduğu bir silah ruhsatı davasında, Blanche’ın o dönemde Adalet Bakanlığı’nda üst düzey bir görevdeyken siyasi baskı yaparak bir başvuruyu onaylamak için Oyer’e baskı yaptığı iddiasına dayanıyor.
Gelişmenin arka planı
Liz Oyer, 2021-2023 yılları arasında ABD Adalet Bakanlığı’nda Pardon Avukatı olarak görev yaptı. Geçtiğimiz hafta Senato Yargı Komitesi’nde yapılan oturumda, Todd Blanche’ın Adalet Bakanı adaylığı tartışılırken Oyer, Blanche’ın kendisini ‘siyasi bir iyilik’ yapmaya zorladığını iddia etti. İddiaya göre Blanche, Trump’ın uzun süreli dostu ve destekçisi olan Mel Gibson’ın silah taşıma ruhsatı başvurusunun hızlandırılması için Oyer’den ‘gerekli düzenlemeleri yapmasını’ istedi. Oyer, bu talebi reddettiği için kısa süre sonra görevden alındı. Blanche ise ifadesinde bu iddiaları reddederek, ‘Herhangi bir siyasi müdahalede bulunmadığını, aksine yasaların tarafsız uygulanması için çalıştığını’ söyledi. Ancak Oyer’in açıklamaları, özellikle Trump döneminde Adalet Bakanlığı’nın siyasallaştığı yönündeki eleştirileri yeniden alevlendirdi.
Mel Gibson, 2006 yılındaki antisemitik söylemleri ve 2010’daki aile içi şiddet suçlamalarıyla biliniyor. 2022’de Kaliforniya’da silah taşıma ruhsatı için yaptığı başvuruda, geçmişteki mahkumiyetleri nedeniyle sorun yaşamıştı. O dönemde Adalet Bakanlığı’nda üst düzey bir yetkili olan Blanche’ın, Gibson’ın başvurusunu ‘kişisel olarak takip ettiği’ iddia ediliyor. Oyer, bu müdahalenin etik kuralları ihlal ettiğini ve ‘Adalet Bakanlığı’nın bağımsızlığına gölge düşürdüğünü’ belirtti.
Bölgesel ve küresel boyut
Bu tartışma, ABD’de Adalet Bakanlığı’nın siyasi müdahalelerden arındırılması gerektiği yönündeki hassasiyeti bir kez daha gündeme getirdi. Özellikle Başkan Trump’ın 2024 seçimleri öncesinde adalet sistemini kendi lehine kullanmaya çalıştığı eleştirileri, Blanche’ın adaylığı ile daha da güçlendi. Demokrat senatörler, Blanche’ın geçmişte Trump’ın kişisel avukatlığını yapmış olmasını ve şimdi Adalet Bakanı olarak atanmasını ‘çıkar çatışması’ olarak nitelendiriyor. Cumhuriyetçiler ise Blanche’ın deneyimli bir hukukçu olduğunu ve iddiaların siyasi amaçlı olduğunu savunuyor. İddiaların doğrulanması halinde, Blanche’ın adaylığı Senato’da reddedilebilir. Bu durum, ABD’de yargı bağımsızlığı ve siyasi nüfuz tartışmalarını yeniden alevlendirecek gibi görünüyor. Ayrıca, Mel Gibson gibi ünlü isimlere ayrıcalıklı muamele yapıldığı iddiası, Adalet Bakanlığı’nın tarafsızlığı konusunda kamuoyunda güven kaybına yol açabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, doğrudan Türkiye’yi ilgilendirmese de, ABD’de yargı bağımsızlığına yönelik tartışmaların küresel yansımaları olabilir. ABD’nin iç siyasetindeki bu tür krizler, uluslararası hukukun üstünlüğü ilkesine zarar verebilir ve diğer ülkelerde benzer siyasi müdahale iddialarını cesaretlendirebilir. Türkiye’nin de uzun süredir yargı bağımsızlığı konusunda eleştirilere maruz kaldığı düşünülürse, ABD’de yaşanan bu olay, Ankara’nın bu konudaki hassasiyetini göstermesi açısından önemli. Ayrıca, Trump’ın olası bir zaferi sonrası Adalet Bakanlığı’nın siyasallaşması, Türkiye-ABD ilişkilerinde yeni gerginliklere yol açabilecek bir faktör olarak izlenmeli.