Suriye, özellikle de ABD kaynaklı olmak üzere küresel insani yardımlardaki düşüşten en ağır şekilde etkilenen ülkelerden biri oldu. Ülkenin kuzeybatısında, yüz binlerce yerinden edilmiş insan hâlâ geçici barınaklarda yaşam mücadelesi veriyor. Beşşar Esad rejiminin çöküşüyle birlikte bu insanlar evlerine dönebilmeyi umuyordu. Ancak harabe halindeki kentler, mayınlı tarlalar ve yok olmuş altyapı, geri dönüşü neredeyse imkansız kılıyor.
İnsani kriz derinleşiyor
Birleşmiş Milletler verilerine göre, Suriye'de 2011'den bu yana 13 milyondan fazla insan yerinden edildi. Bunların yaklaşık 6,8 milyonu ülke içinde, 5,6 milyonu ise komşu ülkelerde yaşıyor. Kuzeybatı Suriye'de, Türkiye sınırına yakın bölgelerdeki kamplar, en kırılgan gruplara ev sahipliği yapıyor. Kış şartlarının ağırlaşmasıyla birlikte çadırkentlerde yaşayan aileler, yetersiz gıda, temiz su ve sağlık hizmetiyle boğuşuyor. Esad sonrası dönemde uluslararası toplumun yeniden inşa vaatleri somut adımlara dönüşmüş değil. BM İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA), 2023 yılı için Suriye'ye yönelik insani yardım çağrısının yalnızca yüzde 30'unun finanse edildiğini duyurdu. Bu oran, 2022'de yüzde 40 seviyesindeydi.
ABD, Suriye'ye yönelik insani yardım bütçesini 2023'te bir önceki yıla göre yüzde 15 oranında azalttı. Bu kesinti, özellikle İdlib ve Halep kırsalındaki kamplarda yaşam koşullarını daha da kötüleştirdi. Sivil toplum kuruluşları, yardımların azalmasıyla birlikte yetersiz beslenme ve salgın hastalık riskinin arttığı uyarısında bulunuyor. Suriye'de faaliyet gösteren bir yardım kuruluşunun temsilcisi, 'Rejim değişikliği umutları artırdı ancak sahada hiçbir şey değişmedi. İnsanlar hâlâ en temel ihtiyaçlarını karşılayamıyor. Yeniden inşa için ne fon ne de siyasi irade var' dedi.
Bölgesel ve küresel boyut
Suriye'deki istikrarsızlık, sadece ülke sınırlarını değil, tüm bölgeyi etkiliyor. Türkiye, Lübnan, Ürdün ve Irak gibi komşu ülkeler, milyonlarca Suriyeli mülteciyi ağırlamaya devam ediyor. Esad rejiminin çöküşü, bu ülkeler için de bir dönüm noktası olabilirdi; ancak yeniden inşa sürecinin başlamaması, mülteci akışının devam etmesine neden oluyor. Özellikle Türkiye, 3,6 milyondan fazla Suriyeli mülteciye ev sahipliği yaparken, son dönemde gönüllü geri dönüşlerin sınırlı olduğu görülüyor. Küresel ölçekte, Çin ve Rusya'nın Suriye'deki nüfuz mücadelesi, yeniden inşa çabalarını daha da karmaşık hale getiriyor. ABD'nin yardım kesintileri, Rusya'nın ise savaş sonrası imar projelerinde yaptırımlar nedeniyle yetersiz kalması, Suriye'nin toparlanmasını geciktiriyor. Uluslararası Kriz Grubu analistlerine göre, Suriye'de kalıcı bir istikrar sağlanması için kapsamlı bir siyasi anlaşmanın yanı sıra en az 250 milyar dolarlık bir yeniden inşa fonu gerekiyor.
Avrupa Birliği, Suriye'ye yönelik yardımlarını sürdürmekle birlikte, yeniden inşa için yeni bir taahhüt vermekten kaçınıyor. Brüksel'deki diplomatik kaynaklar, AB'nin önceliğinin sınırlarına yönelik göç baskısını azaltmak olduğunu belirtiyor. Bu çerçevede, Türkiye'ye mültecilerin barınması için ek fon sağlanması görüşülüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Suriye'deki yeniden inşa sürecinin gecikmesi, Türkiye için doğrudan güvenlik ve ekonomik sonuçlar doğuruyor. Esad sonrası dönemde, Türkiye'nin sınır güvenliği ve PKK/YPG tehdidi yeniden şekillenirken, mülteci politikası da kritik bir sınavdan geçiyor. Geri dönüşlerin hızlanmaması, Türkiye'deki suriyelilere yönelik toplumsal gerilimi artırabilir. Ayrıca, Suriye'nin kuzeyinde istikrarın sağlanamaması, Türkiye'nin bölgedeki ticari ve lojistik projelerini (örneğin, Kalkınma Yolu girişimi) de etkiliyor. Ankara'nın yeniden inşa çabalarına liderlik etme potansiyeli, ancak uluslararası işbirliği ve fon sağlanmasıyla mümkün olabilir.