İstanbul’da bir mahkeme, stand-up gösterisinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı hedef alan bir espri yapan komedyen Deniz Göktaş’ı “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” ve “cumhurbaşkanına hakaret” suçlarından 2 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırdı. Göktaş’ın avukatı kararı temyiz edeceklerini açıklarken, olay Türkiye’de ifade özgürlüğü tartışmalarını yeniden alevlendirdi. Göktaş’ın performansı sosyal medyada hızla yayılmış ve milyonlarca kez izlenmişti.
Gelişmenin arka planı
Deniz Göktaş, 2023 yılında İstanbul’daki bir komedi kulübünde sahne aldığı sırada Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ekonomik politikalarına gönderme yapan bir espri yaptı. Espri, “Enflasyon o kadar yüksek ki, Erdoğan’ın vaatleri bile değer kaybetti” şeklindeydi. Gösteri sonrası izleyicilerden birinin şikayeti üzerine savcılık soruşturma başlattı.
Mahkeme, Göktaş’ın sözlerinin “doğrudan cumhurbaşkanını hedef aldığına ve kamu düzenini bozma potansiyeli taşıdığına” hükmetti. Göktaş savunmasında, esprinin siyasi bir eleştiri olduğunu ve suç kastı taşımadığını belirtti. Ancak mahkeme, bu savunmayı yeterli bulmadı.
Karar, Türkiye’de ifade özgürlüğü alanında çalışan sivil toplum kuruluşlarının tepkisini çekti. Uluslararası Af Örgütü Türkiye Direktörü, “Bu karar, mizahın bile artık cezalandırıldığı bir ortamın göstergesi” dedi. Benzer şekilde, Türkiye Gazeteciler Sendikası da kararı “düşünce özgürlüğüne darbe” olarak nitelendirdi.
Bölgesel ve küresel boyut
Türkiye’de cumhurbaşkanına hakaret suçu, 2014 yılında kabul edilen bir yasayla düzenleniyor ve 1 yıldan 4 yıla kadar hapis cezası öngörüyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), daha önce benzer davalarda Türkiye’yi ifade özgürlüğünü ihlal ettiği gerekçesiyle mahkum etmişti. Göktaş’ın avukatı, kararın temyiz aşamasında AİHM’e taşınabileceğini belirtti.
Uluslararası basında da geniş yankı uyandıran karar, Türkiye’nin AB üyelik sürecinde ifade özgürlüğü karnesini olumsuz etkileyebilir. Avrupa Komisyonu’nun yıllık ilerleme raporlarında bu tür davalar sıkça eleştiriliyor. Öte yandan, hükümet yetkilileri cumhurbaşkanlığı makamının korunmasının demokratik bir gereklilik olduğunu savunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu dava, Türkiye’de ifade özgürlüğü ile devlet otoritesi arasındaki hassas dengeyi bir kez daha gündeme taşıdı. Ekonomik krizin derinleştiği bir dönemde, mizah yoluyla bile olsa muhalif seslerin susturulması, Türkiye’nin uluslararası alandaki imajını zedeleyebilir. Özellikle AB ile ilişkilerde, yargı bağımsızlığı ve ifade özgürlüğü konuları kilit önem taşıyor. Kararın temyiz süreci ve olası AİHM başvurusu, Türkiye’nin hukuk devleti ilkelerine bağlılığının testi olacak.