Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ABD Başkanı Donald Trump'ın gelecek ay Ankara'da düzenlenecek NATO Zirvesi'ne katılmasının, ittifakın iç dayanışması ve ortak hedefler doğrultusunda hareket kabiliyeti açısından “çok değerli bir adım” olduğunu belirtti. Erdoğan, zirve hazırlıklarının yoğunlaştırıldığını ve bu toplantının müttefikler arasındaki koordinasyonun güçlendirilmesi için bir dönüm noktası haline getirilmesinin hedeflendiğini vurguladı. Türk lider, aynı zamanda Doğu Akdeniz'deki hidrokarbon arama faaliyetleri ve bölgesel istikrara yönelik tehditler konusunda uyarılarda bulunarak, Türkiye'nin hak ve çıkarlarının korunması konusunda kararlı olduğunu yineledi.
Zirve hazırlıkları ve ittifakın geleceği
Cumhurbaşkanı Erdoğan, başkent Ankara'da düzenlenen bir basın toplantısında, 9-11 Temmuz tarihlerinde gerçekleştirilecek NATO Zirvesi'ne ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Erdoğan, zirvenin ittifakın 70. kuruluş yıldönümüne denk gelmesinin sembolik önemine dikkat çekerek, “Bu zirve, müttefiklerimizle olan bağlarımızı yeniden değerlendirmek ve geleceğe yönelik ortak stratejiler belirlemek için eşsiz bir fırsat. ABD Başkanı Sayın Trump’ın katılımı, ittifak içindeki uyumu ve kararlılığı göstermesi bakımından kıymetli.” ifadelerini kullandı. Zirvede ele alınacak başlıca konular arasında savunma harcamalarının artırılması, terörle mücadele, Doğu Akdeniz’deki enerji güvenliği ve Rusya ile ilişkilerin yanı sıra Çin’in askeri yükselişi gibi küresel güvenlik meseleleri yer alıyor.
Türkiye, uzun süredir NATO müttefiklerinden özellikle terörle mücadele ve savunma sanayisi alanlarında daha somut destek bekliyor. Erdoğan, S-400 hava savunma sistemi krizine rağmen ABD ile işbirliğinin devam ettiğini, ancak Türkiye’nin egemenlik haklarına saygı gösterilmesi gerektiğini vurguladı. Öte yandan, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanları konusunda yaşanan gerginlik, zirvede ele alınması beklenen hassas başlıklardan biri. Erdoğan, “Doğu Akdeniz’deki kıta sahanlığımız ve münhasır ekonomik bölgemiz üzerinde hiçbir uzlaşmaya gitmeyeceğiz. Bölgesel istikrarı tehdit eden tek taraflı adımlara karşı her türlü tedbiri almaya hazırız.” diyerek net bir mesaj verdi.
Bölgesel güvenlik ve Doğu Akdeniz gerilimi
NATO Zirvesi’nin hemen öncesinde, Doğu Akdeniz’deki enerji arama faaliyetleri ve Libya’daki iç savaşın yarattığı istikrarsızlık, Türkiye’nin güvenlik politikalarının merkezinde yer alıyor. Erdoğan, Libya’da Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) ile yapılan deniz yetki alanları anlaşmasına atıfta bulunarak, “Libya ile imzaladığımız mutabakat, uluslararası hukuka uygun olup Doğu Akdeniz’deki çıkarlarımızı korumaktadır. Herhangi bir ülkenin bu anlaşmayı yok sayması kabul edilemez.” dedi. Türkiye, aynı zamanda Suriye’nin kuzeyindeki terör tehdidine karşı da mücadeleyi sürdürüyor. Erdoğan, ABD’nin Suriye’den çekilme kararının ardından oluşan boşluğun terör örgütleri tarafından doldurulmasına izin verilmeyeceğini söyledi.
Zirvede, NATO’nun Akdeniz’deki varlığı ve Deniz Güvenliği Operasyonu’nun (Sea Guardian) kapsamının genişletilmesi de gündeme gelebilir. Türkiye, Ege ve Doğu Akdeniz’deki gelişmelerin NATO’nun güney kanadı için bir sınav olduğunu savunuyor. Erdoğan, “NATO, sadece doğudan gelen tehditlere değil, güneyinden gelen istikrarsızlıklara karşı da hazırlıklı olmalıdır. Bu anlamda Türkiye’nin ittifak için oynadığı hayati rol göz ardı edilmemelidir.” çağrısında bulundu.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Trump'ın Ankara Zirvesi'ne katılımı, Türkiye-ABD ilişkilerinde son dönemde yaşanan gerginliklerin aşılması ve savunma işbirliğinin yeniden canlandırılması açısından kritik bir fırsat sunuyor. Ancak S-400 krizi ve Suriye'deki Kürt gruplara verilen destek gibi kronik sorunlar çözülmeden kalıcı bir yakınlaşma beklemek güç. Doğu Akdeniz'deki enerji mücadelesinde NATO'nun arabuluculuğu, Türkiye'nin yalnızlaşmasını önleyebilir, ancak Rum-Yunan ikilisinin ittifak içindeki etkisi bu dengeyi zorlayabilir. Ankara, zirveyi hem haklarını tescil ettirmek hem de uluslararası meşruiyetini güçlendirmek için kullanacak. Sonuç olarak, bu zirve Türk dış politikasının çok yönlü dengesini test eden bir sınav niteliğinde; başarılı bir sonuç, Türkiye'nin bölgesel ağırlığını artırabilir.