Jeffrey Epstein skandalı ve İngiltere Kraliyet Ailesi’ne sıçrayan yankıları, kadın oyun yazarlarını bir araya getiren sıra dışı bir tiyatro hareketine dönüştü. “Sismik öfke” olarak tanımlanan bu duygu, düzinelerce kadın yazarın öncülüğünde, iddialı bir tiyatro festivaliyle sahneleniyor. Etkinlik, cinsel istismar, güç dengesizlikleri ve kurumsal himaye sistemine karşı kolektif bir başkaldırı niteliği taşıyor. Organizatörler, bu hareketi ‘kadın anarşisi’ olarak adlandırırken, festivale katılan yazarlar Epstein’in kurbanlarına duydukları dayanışmanın yanı sıra, Prens Andrew’un skandalla ilişkisine duydukları öfkeyi de eserlerine yansıtıyor.
Gelişmenin arka planı
New York’ta düzenlenen festival, Epstein’in 2019’daki ölümünün ardından ortaya çıkan belgeler ve Prens Andrew’un Virginia Giuffre tarafından cinsel istismarla suçlanması sonrası ivme kazandı. Kadın oyun yazarları, bu olayların sadece bireysel suçlar olmadığını, aynı zamanda sistemik bir koruma ağının parçası olduğunu vurguluyor. Festival kapsamında sahnelenen oyunlar, güçlü erkek figürlerin dokunulmazlığını sorgularken, kadınların sesini yükseltmenin yollarını arıyor. Etkinlik, Broadway dışı mekanlarda gerçekleşiyor ve tamamen kadın yönetmenler tarafından yönetiliyor.
Organizatörlerden Claire Willett, “Bu sadece bir tiyatro değil; bir protesto biçimi. Epstein ve Andrew olayı, kadınların yıllardır susturulduğu bir sistemin en çarpıcı örneklerinden biri. Biz de bu sisteme karşı kendi anarşimizi yaratıyoruz” dedi. Festivalde yer alan oyunlar arasında, Epstein’in adasındaki olayları kurgusal bir dille ele alan eserlerin yanı sıra, kraliyet ailesinin güç yapısını hicveden yapımlar da bulunuyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Bu festival, yalnızca ABD ve İngiltere’de değil, küresel çapta yankı uyandırdı. Epstein skandalı, dünya genelinde elitlerin cinsel istismar ağlarını ifşa ederken, Prens Andrew’un soruşturmadan paçayı sıyırması birçok ülkede eleştirilere neden olmuştu. Festival bu bağlamda, güçlü erkeklerin yargılanmadığı bir düzene karşı kadın dayanışmasının sembolü haline geldi. Özellikle İngiltere’de kraliyet ailesinin itibarına yönelik bu tür sanatsal eleştiriler, monarşi tartışmalarını da yeniden alevlendirdi. Aynı zamanda, #MeToo hareketinin devamı niteliğindeki bu etkinlik, sanatın siyasi bir araç olarak kullanımına dair tartışmaları da beraberinde getiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye’de de kadın hareketleri ve cinsel istismarla mücadele, benzer öfke ve dayanışma patlamalarına sahne oluyor. Epstein ve Andrew olayı, Türkiye’de güçlü figürlerin dokunulmazlığına dair tartışmalarla paralellik taşıyor. Her ne kadar bu festival doğrudan Türk dış politikasını etkilemese de, kadın hakları ve ifade özgürlüğü alanındaki küresel eğilimler, Türkiye’deki benzer sivil toplum hareketlerine ilham verebilir. Ayrıca, monarşi ve elit ağlarına yönelik bu eleştiriler, uluslararası kamuoyunda güç dengelerine dair sorgulamaları artırarak, Türkiye’nin de dahil olduğu bazı diplomatik ilişkilerde dolaylı etkiler yaratabilir.