Küresel merkez bankalarının enflasyonla mücadelede benimsediği 'bekle ve gör' stratejisi, 2008 mali krizi öncesinde yapılan hataların tekrarlanması riskini taşıyor. Enflasyonun kontrol altına alınması için daha proaktif ve kararlı adımlar atılması gerektiğini belirten ekonomistler, gecikmeli müdahalelerin uzun vadede daha büyük bedellere yol açabileceği uyarısında bulunuyor. Özellikle gelişmiş ülkelerde yüksek seyreden fiyat artışları karşısında faiz indirim beklentileri, enflasyonun kalıcı hale gelme tehlikesini beraberinde getiriyor.
Bekle-gör politikasının arka planı
2008 küresel mali krizi öncesinde merkez bankaları, enflasyonun geçici olduğu gerekçesiyle faiz artırımını ertelemiş ve kriz derinleştikçe çok geç kaldıklarını fark etmişti. Bugün de benzer bir senaryo yaşanıyor: Pandemi sonrası arz talep dengesizlikleri ve jeopolitik gerilimlerle körüklenen enflasyon, birçok ülkede hedeflerin oldukça üzerinde seyrediyor. Buna rağmen merkez bankalarının faiz indirim döngüsüne erken başlayacağına dair piyasa beklentileri, enflasyonla mücadelede zafer ilan edilmesini zorlaştırıyor.
Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası gibi kuruluşların yetkilileri, para politikasının sıkı kalması gerektiğini vurgularken, bazı merkez bankaları ise büyüme endişeleriyle faizleri düşürmeye başladı bile. Bu durum, enflasyonun yeniden hız kazanması riskini artırıyor. Örneğin, Avrupa Merkez Bankası (ECB) ve ABD Merkez Bankası (Fed) arasındaki politika ayrışması, döviz kurlarında dalgalanmalara ve gelişmekte olan ülkelerde sermaye kaçışına neden olabiliyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Enflasyonla mücadeledeki bu belirsizlik, yalnızca gelişmiş ekonomileri değil, aynı zamanda gelişmekte olan ülkeleri de yakından etkiliyor. Gıda ve enerji fiyatlarındaki oynaklık, özellikle net ithalatçı ülkelerde yaşam maliyetini artırıyor. Bunun sonucu olarak sosyal huzursuzluklar ve siyasi istikrarsızlık riski yükseliyor. Ayrıca, merkez bankalarının kredibilitesi de sarsılıyor; enflasyon hedeflemesi rejimi sorgulanır hale geliyor. Küresel ticarette yavaşlama, Çin'in büyüme sorunları ve jeopolitik riskler (Ukrayna-Rusya savaşı, Orta Doğu'daki gerginlikler) enflasyon dinamiklerini daha da karmaşık hale getiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, yüksek enflasyonla mücadelede alternatif bir politika izlerken, küresel merkez bankalarının tutumu dolaylı da olsa Türkiye ekonomisini etkiliyor. Gelişmiş ülkelerde faiz indirimleri başlarsa, gelişmekte olan ülkelere sermaye akışı hızlanabilir; bu da Türk lirası üzerindeki baskıyı azaltabilir. Ancak enflasyonun henüz kontrol altına alınamadığı bir ortamda, küresel likidite bolluğu ithal enflasyonu tetikleyebilir. Türkiye'nin, ticaret ortaklarının para politikalarını yakından izlemesi ve kendi enflasyonla mücadele programında kararlı adımlar atması kritik önem taşıyor. Aksi halde, 2008 benzeri bir gecikmiş müdahale riski Türkiye için daha ağır sonuçlar doğurabilir.