Önde gelen ekonomik tahminciler, küresel enflasyonun yılın ikinci çeyreğinde yüzde 6 seviyesine ulaşacağını öngörüyor. Cuma günü yayımlanan bir anket, artan enflasyon eğiliminin önümüzdeki birkaç ay içinde daha da kötüleşeceğini ve dünya genelinde merkez bankalarını yeni faiz artırımlarına zorlayabileceğini ortaya koydu. Ankete katılan 45 ülkeden 300'den fazla ekonomist, tedarik zinciri darboğazları, enerji fiyatlarındaki yükseliş ve güçlü tüketici talebinin fiyatları yukarı ittiğini belirtti. Özellikle gelişmiş ülkelerde enflasyon beklentileri, merkez bankalarının para politikasını sıkılaştırması gerektiği yönünde baskı oluşturuyor.
Gelişmenin arka planı
Son aylarda küresel enflasyon, pandemi sonrası toparlanma ve Rusya-Ukrayna savaşının ardından enerji ve gıda fiyatlarındaki artışla hız kazandı. ABD'de tüketici fiyat endeksi (TÜFE) yıllık bazda yüzde 5'i aşarken, Avrupa bölgesinde de benzer bir eğilim gözleniyor. Anket, bu eğilimin ikinci çeyrekte daha da belirginleşeceğini ve özellikle gelişmekte olan ekonomilerde döviz kurlarındaki dalgalanmanın enflasyonu körükleyebileceğini vurguluyor. Ekonomistler, enflasyonun zirve yapmasının ardından yılın ikinci yarısında kademeli bir düşüş beklese de, yüzde 6 seviyesinin öngörülenden daha kalıcı olabileceğine dikkat çekiyor.
Tahminciler, merkez bankalarının sıkılaştırma adımlarının yavaş olduğunu ve enflasyonla mücadelede gecikildiğini düşünüyor. Fed ve ECB'nin faiz artırım döngüsüne devam etmesi beklenirken, bu durum gelişmekte olan ülkelerde sermaye çıkışlarına ve yerel para birimlerinde değer kaybına neden olabilir. Anketin öne çıkan bir diğer bulgusu ise, enflasyon beklentilerinin tüketici ve iş dünyası üzerinde yarattığı güven kaybı. Artan fiyatlar, satın alma gücünü düşürürken ücret talepleri ve grevler de gündeme geliyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Küresel enflasyondaki yükseliş, tüm ülkeleri aynı şekilde etkilemese de, özellikle enerji ve gıda ithalatına bağımlı ekonomilerde daha ciddi sonuçlar doğuruyor. Afrika ve Güney Asya'daki birçok ülkede temel gıda maddelerine erişim zorlaşırken, Avrupa'da enerji krizi ve yüksek ısınma maliyetleri sosyal huzursuzluğu artırabilir. ABD ve Avrupa'da şirketler, artan maliyetleri tüketiciye yansıtarak kâr marjlarını korumaya çalışıyor. Ancak bu durum, talepte daralmaya ve ekonomik yavaşlamaya yol açabilir. Uluslararası Para Fonu (IMF) da enflasyonu küresel ekonominin en büyük risklerinden biri olarak tanımlıyor. Raporda, merkez bankalarının kararlı bir şekilde faiz artırması ve mali disiplini sağlaması gerektiği vurgulanıyor. Bununla birlikte, enflasyonun yıl sonuna doğru yüzde 4 bandına gerileyeceği öngörüsü, kırılgan bir iyimserlik yaratıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, küresel enflasyon dalgasından en çok etkilenen ülkeler arasında yer alıyor. İthal enerji ve hammadde fiyatlarındaki artış, yurt içi üretim maliyetlerini yükseltirken döviz kuru istikrarsızlığı enflasyonu daha da körüklemektedir. Küresel merkez bankalarının faiz artırımları, Türkiye'den sermaye çıkışını hızlandırarak Türk lirası üzerinde baskı oluşturabilir. Bu durum, Türkiye'nin ihracat rekabetini kısmen artırsa da, ithal girdi bağımlılığı nedeniyle enflasyonu yukarı çeken bir döngü yaratmaktadır. Ankara'nın alternatif politika arayışları, kısa vadede etkili olamazken orta vadede yapısal reform ihtiyacı öne çıkıyor.