Endonezya Devlet Başkanı Prabowo Subianto'nun seçim vaatlerinden biri olan ücretsiz okul yemeği programı, ülkenin mali dengelerini sarsarken, lojistik çıkmazlar ve fon yetersizliği nedeniyle hedef kitlesi olan çocuklara bile tam anlamıyla ulaşamıyor. Yaklaşık 82,9 milyon öğrenciye günde bir öğün yemek sağlamayı hedefleyen bu iddialı proje, uygulamada beklenenin çok uzağında kaldı. Programın maliyeti, 2025 yılı için 71 trilyon rupi (yaklaşık 4,4 milyar dolar) olarak öngörülüyor; ancak uzmanlar bu rakamın gerçek ihtiyaçları karşılamadığını ve bütçenin yetersiz olduğunu belirtiyor. Ayrıca, tedarik zinciri sorunları, yerel üreticilerin kapasite eksikliği ve denetim mekanizmalarındaki zafiyetler, programın etkinliğini ciddi şekilde baltalıyor.
Gelişmenin arka planı
Endonezya'da çocuk yoksulluğu ve yetersiz beslenme uzun süredir önemli bir sorun olarak öne çıkıyor. Dünya Bankası verilerine göre, ülkede beş yaş altı çocukların yüzde 31'inden fazlası bodur büyüme sorunu yaşıyor. Bu tablo, Prabowo Subianto'nun seçim kampanyasında 'Endonezya'nın geleceğini beslemek' sloganıyla yola çıkan ücretsiz okul yemeği programının temelini oluşturuyor. Programın ilk etabında 2025 yılı sonuna kadar 15 milyon öğrenciye ulaşılması planlanıyordu; ancak şu ana kadar sadece birkaç milyon öğrenciye düzenli olarak yemek ulaştırılabildi. Yerel yönetimler ve okul idarecileri, merkezi hükümetin ödemelerini zamanında yapmaması nedeniyle tedarikçilere borçlandıklarını ve bu durumun programın sürdürülebilirliğini tehdit ettiğini dile getiriyor. Örneğin, Batı Java eyaletindeki bazı okullar, aylardır yemek dağıtamadıktan sonra velilerin özel bağışlarıyla geçici çözümler üretmeye çalışıyor.
Programın finansmanı, hükümet bütçesinde önemli bir yük oluştururken, bu kaynakların eğitim altyapısı, sağlık hizmetleri ve diğer sosyal yardım programlarından aktarılması, ülkedeki ekonomik dengesizlikleri daha da derinleştiriyor. Ekonomistlere göre, projenin toplam maliyeti gayri safi yurt içi hasılanın (GSYİH) yüzde 0,5'ine ulaşabilir ve bu da kamu borcunu artırarak ülkenin mali sürdürülebilirliğini riske atabilir. Ayrıca, programın yerel üreticilerden tedarik edilmesi hedefine rağmen, birçok bölgede yetersiz altyapı ve depolama imkanları nedeniyle gıda israfı yaygın. Endonezya Gıda ve Tarım Örgütü raporlarına göre, dağıtılan yemeklerin yaklaşık yüzde 20'si tüketilemeden çöpe gidiyor.
Bölgesel veya küresel boyut
Endonezya'nın bu deneyimi, gelişmekte olan ülkelerde benzer sosyal yardım programlarının karşılaşabileceği zorluklara dair önemli bir örnek teşkil ediyor. Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı, okul yemeği programlarının eğitim ve beslenme üzerinde olumlu etkileri olduğunu ancak başarılı uygulamanın güçlü kurumsal kapasiteyi, şeffaf yönetimi ve sürdürülebilir finansmanı gerektirdiğini vurguluyor. Hindistan, Brezilya ve Nijerya gibi ülkelerde de benzer programlar uygulanmış; ancak bazılarında yolsuzluk ve lojistik sorunlar nedeniyle hedeflenen sonuçlara ulaşılamamıştır. Bu durum, kaynakların etkin kullanımı ve hesap verebilirliğin önemini gözler önüne seriyor. Global Child Nutrition Forum'un 2024 raporuna göre, dünya genelinde her gün 388 milyon çocuk okul yemeği alıyor; ancak bu oran birçok ülkede finansman yetersizliği ve altyapı eksikliği nedeniyle düşük kalıyor. Endonezya'daki proje, bu küresel sorunun mikrokozmosu olarak dikkat çekiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Endonezya'nın ücretsiz okul yemeği programındaki aksaklıklar, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler için önemli dersler barındırıyor. Türkiye'de de kimi dönemlerde ücretsiz yemek uygulamaları gündeme gelmiş, bazı belediyeler ve okullar sınırlı ölçekte bu hizmeti sunmuştur. Ancak maliyet, tedarik zinciri ve sosyal yardımların sürdürülebilirliği konuları Türkiye'de de tartışılırken, bu örnek olayın ışığında kaynakların verimli kullanılması ve şeffaf yönetim mekanizmalarının önemi öne çıkıyor. Ayrıca, Endonezya'nın yaşadığı mali yük, Türkiye'nin benzer bir girişimde bulunması halinde dikkate alması gereken riskleri gösteriyor. Türkiye'nin kendi koşullarına uygun, kapsamlı bir planlama ve izleme sistemi geliştirmesi, bu tür programların başarı şansını artıracaktır. Küresel düzeyde ise bu deneyim, sürdürülebilir kalkınma hedefleri doğrultusunda yapılan sosyal politikaların finansmanın yanı sıra kurumsal kapasite gerektirdiğini bir kez daha kanıtlıyor.