Avustralya'nın Queensland eyaletinde, 8 yaşındaki Elizabeth Struhs'un ölümüne ilişkin yürütülen soruşturmada çarpıcı bir detay ortaya çıktı: Ölümünden üç hafta önce, annesi Kerrie Struhs'un başkaları için acil bir risk oluşturmadığı yönünde resmi bir değerlendirme yapıldığı bildirildi. Soruşturma, Queensland Islah Hizmetleri yetkilisinin, Kerrie Struhs'un çocuk ihmalini de içeren geçmiş suç kayıtlarına erişimi olmadığını ortaya koydu. Elizabeth Struhs, Ocak 2022'de ailesinin dini inançları nedeniyle tıbbi tedavi görmemesi sonucu hayatını kaybetmişti.
Olayın Arka Planı ve Soruşturma Süreci
Elizabeth Struhs, Queensland'in Toowoomba kentinde yaşayan ailesiyle birlikte, tip 1 diyabet hastasıydı. Ailesi, dini inançları gereği tıbbi müdahaleyi reddetmiş ve kızlarının ölümüne yol açmıştı. Olayın ardından yürütülen ceza davasında, Elizabeth'in babası Jason Struhs ve annesi Kerrie Struhs da aralarında olmak üzere 14 kişi, cinayet ve ihmalkarlık suçlamalarıyla yargılandı. Geçtiğimiz yıl mahkeme, sanıkları suçlu buldu.
Şimdi ise Elizabeth'in ölümüyle ilgili yürütülen adli soruşturma (inquest), olay öncesinde yetkililerin rollerini mercek altına alıyor. Soruşturmada dinlenen tanıklara göre, Queensland Islah Hizmetleri'nde görevli bir memur, Kerrie Struhs'un geçmişteki suç kayıtlarına -ki bunlar arasında çocuk ihmalı de bulunuyor- erişim sahibi değildi. Bu eksiklik, annenin risk durumunun yanlış değerlendirilmesine yol açtı.
Soruşturma, Elizabeth'in ölümünden üç hafta önce, Kerrie Struhs'un 'başkaları için acil bir risk oluşturmadığı' yönünde bir değerlendirme yapıldığını ortaya çıkardı. Bu değerlendirme, çocuk koruma hizmetlerinin ve adli makamların, ailenin geçmişteki ihmalkarlığını göz ardı ettiğini gösteriyor. Ayrıca, ailenin dini inançları nedeniyle tıbbi tedaviyi reddetmesi, olayın trajik boyutunu daha da artırıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu dava, Avustralya'da çocuk koruma sistemlerinin etkinliği ve dini inançların tıbbi müdahaleye engel olup olmayacağı tartışmalarını yeniden alevlendirdi. Olay, sadece Queensland eyaletinde değil, tüm ülkede çocuk hakları ve devletin müdahale yetkisi konusunda önemli bir emsal teşkil ediyor. Avustralya'da son yıllarda, dini grupların tıbbi tedaviyi reddetmesi nedeniyle yaşanan çocuk ölümleri kamuoyunda tepkiyle karşılanıyor.
Uluslararası alanda ise, çocukların sağlık hakkı ile ebeveynlerin dini özgürlükleri arasındaki denge, birçok ülkede tartışılan bir konu. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi, çocukların yaşam ve sağlık hakkını güvence altına alırken, devletlere de koruyucu tedbirler alma yükümlülüğü getiriyor. Avustralya'daki bu dava, benzer durumlarda devletin ne kadar erken müdahale etmesi gerektiği sorusunu gündeme getiriyor.
Öte yandan, soruşturma, ıslah hizmetleri ve çocuk koruma birimleri arasındaki bilgi paylaşımı eksikliğini de gözler önüne seriyor. Uzmanlar, kurumlar arası koordinasyonun güçlendirilmesi ve risk değerlendirmelerinin daha kapsamlı yapılması gerektiğini vurguluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye'de de çocuk hakları ve dini inançların tıbbi müdahaleye etkisi zaman zaman tartışılıyor. Ancak Türkiye'de yasal çerçeve, çocukların sağlık hakkını önceliklendiriyor ve ebeveynlerin tedaviyi reddetmesi durumunda devletin müdahale yetkisi bulunuyor. Bu dava, Türkiye için doğrudan bir dış politika sonucu doğurmasa da, çocuk koruma sistemlerinin güçlendirilmesi ve kurumlar arası işbirliğinin önemi açısından ders niteliğinde. Ayrıca, Avustralya'daki bu tür olaylar, uluslararası alanda çocuk hakları savunuculuğu yapan Türkiye'nin, kendi iç hukukundaki uygulamaları gözden geçirmesi için bir fırsat olarak görülebilir.