Filipinler, Güney Çin Denizi'ndeki deniz yetki alanı anlaşmazlığı çerçevesinde, Çin'in Manila Büyükelçisi'ni 'güç kullanma' tehdidi olarak nitelendirdiği sözleri nedeniyle Dışişleri Bakanlığı'na çağırdı. Filipin Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre, Dışişleri Bakanı Enrique Manalo, Çin Büyükelçisi Huang Xilian'ı bakanlığa davet ederek söz konusu ifadeleri protesto etti. Olay, iki ülke arasında Güney Çin Denizi'ndeki egemenlik iddiaları ve deniz kaynakları konusundaki gerilimin son halkası olarak değerlendiriliyor.
Gelişmenin Arka Planı
Filipinler ve Çin, Güney Çin Denizi'nin batısındaki Spratly Adaları ve Scarborough Sığlığı gibi bölgelerde uzun süredir karşı karşıya geliyor. Özellikle 2016'daki Uluslararası Tahkim Mahkemesi kararı, Çin'in 'dokuz çizgi' haritasındaki tarihsel iddialarını büyük ölçüde reddetmişti. Ancak Çin, bu kararı tanımadığını açıklamış ve bölgede geniş çaplı yapay ada inşası ve askeri tesis kurulumu faaliyetlerini sürdürmüştü. Son dönemde Filipin balıkçı tekneleri ve sahil güvenlik unsurları ile Çin sahil güvenlik gemileri arasında yaşanan hadiseler, tansiyonu yükseltmişti.
Bu son olay, Çin Büyükelçisi Huang Xilian'ın, Filipinler'in bölgedeki faaliyetlerine ilişkin olarak 'güç kullanma' ifadesini çağrıştıran açıklamaları üzerine patlak verdi. Filipin tarafı, bu sözleri diplomatik nezaket ve uluslararası hukuka aykırı bulduğunu belirterek resmi protestoda bulundu. Dışişleri Bakanı Manalo, görüşmede Filipinler'in egemenlik haklarından taviz vermeyeceğini ve uluslararası hukuk çerçevesinde hareket edeceğini vurguladı. Çin tarafından henüz konuya ilişkin resmi bir yanıt gelmedi.
Filipinler Devlet Başkanı Ferdinand Marcos Jr. yönetimi, özellikle 2023 yılından bu yana ABD ile savunma işbirliğini güçlendirmiş ve Çin'e karşı daha cesur bir duruş sergilemeye başlamıştı. Bu bağlamda, ABD ve Filipinler arasında genişletilmiş savunma işbirliği anlaşması (EDCA) kapsamında yeni üslerin açılması ve ortak tatbikatların artırılması, Pekin'in tepkisini çekmişti. Çin, bölgede artan ABD varlığından duyduğu rahatsızlığı sık sık dile getiriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Güney Çin Denizi, yıllık yaklaşık 3,4 trilyon dolarlık küresel ticaretin geçtiği kritik bir su yolu olması nedeniyle stratejik öneme sahip. Bölgede ayrıca zengin balıkçılık kaynakları ve potansiyel hidrokarbon rezervleri bulunuyor. Çin, Tayvan, Vietnam, Filipinler, Malezya ve Brunei gibi ülkelerle olan egemenlik anlaşmazlıklarında giderek daha iddialı bir tutum takınıyor. Filipinler ise 2023 yılında ABD'ye ait askeri üs sayısını artırma kararı almış ve Japonya ile de güvenlik işbirliğini derinleştirmişti.
Uzmanlar, son olayın iki ülke arasındaki diplomatik kanalların hâlâ açık olduğunu göstermesi açısından önemli olduğunu belirtiyor. Ancak Çin'in 'güç kullanma' söylemi, bölgede tırmanma riskini artırıyor. ASEAN içinde de bazı ülkeler, Çin'in artan saldırganlığından endişe duyuyor. ABD, Japonya ve Avustralya gibi aktörler, Filipinler'e destek mesajları vererek Çin'e karşı ortak bir cephe oluşturma çabasında. Öte yandan Çin, bölge ülkeleriyle ikili ilişkilerini kullanarak ASEAN'ın ortak bir tutum almasını engellemeye çalışıyor.
Uluslararası hukuk açısından, 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (UNCLOS) tarafların deniz yetki alanlarını belirlemede temel referans. Filipinler, 2016 tahkim kararına atıfta bulunarak kendi münhasır ekonomik bölgesinde (MEB) haklarını savunuyor. Çin ise tarihsel haklar tezini öne sürerek bu kararı reddediyor. Son gelişme, bölgesel istikrar açısından risk oluştururken, diplomatik çözüm arayışlarının da süreceğini gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Güney Çin Denizi'ndeki gelişmelerin doğrudan tarafı değil; ancak bölge, küresel ticaretin can damarı ve enerji nakil hatları açısından stratejik öneme sahip. Türk dış politikası, genel olarak uluslararası hukuka ve diplomatik çözümlere vurgu yapıyor. Bu olay, Türkiye'nin Asya-Pasifik bölgesindeki dengeleri gözetirken, Çin ile ekonomik ilişkilerini (özellikle Kuşak-Yol projesi) ve ABD ile müttefiklik bağlarını aynı anda yönetme zorluğunu hatırlatıyor. Ayrıca, deniz yetki alanı anlaşmazlıkları Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki pozisyonuyla benzerlik taşıyor; bu tür davalar, uluslararası hukukun önemini ortaya koyuyor.