Michigan'daki açık Senato koltuğu için yarışan Demokrat aday Abdul El-Sayed, Salı günü İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'yu Trump yönetimini İran savaşına girmeye zorlamakla suçladı. El-Sayed, yaptığı açıklamada, Netanyahu'nun ABD'yi bölgesel bir çatışmaya çektiğini öne sürdü. Devam eden çatışma, 28 Şubat'ta İsrail ve ABD'nin Tahran'a ortak saldırılar düzenlemesiyle başladı. El-Sayed, savaşın başlangıcından bu yana geçen sürede ABD'nin İran politikasının Netanyahu hükümetinin çıkarlarına hizmet ettiğini savundu.
Gelişmenin Arka Planı
İsrail ve ABD'nin 28 Şubat'ta Tahran'a düzenlediği ortak saldırılar, Orta Doğu'da yeni bir savaşın fitilini ateşledi. Saldırıların ardından İran'ın nükleer tesislerine ve askeri hedeflerine yönelik operasyonlar genişledi. ABD Başkanı Donald Trump, saldırıları "İran'ın nükleer tehdidini ortadan kaldırmak" için gerekli bir adım olarak savundu. Ancak savaşın başlangıcındaki gerekçeler ve süreç, ABD iç siyasetinde tartışma yarattı. Demokrat Parti içinde, savaşın nasıl başladığına dair soru işaretleri giderek artıyor. El-Sayed'in suçlaması, bu tartışmanın bir parçası olarak öne çıkıyor. Michigan Senato yarışı, 2026 ara seçimleri öncesinde Demokratların kritik hedeflerinden biri. El-Sayed, ilerici kanadın desteklediği bir isim olarak, dış politika konusunda net bir duruş sergiliyor. Netanyahu'nun ABD'yi savaşa ittiği iddiası, aslında uzun süredir İsrail'in Washington üzerindeki etkisi tartışmalarını yeniden alevlendiriyor. İsrail Başbakanı'nın geçmişte de İran'a yönelik askeri müdahale çağrıları yaptığı biliniyor. Ancak bu kez, savaşın fiilen başlaması, iddiaların ciddiyetini artırıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İran savaşı, Orta Doğu'nun jeopolitik dengelerini alt üst etti. Çatışma, sadece İran ve İsrail arasında değil, aynı zamanda ABD'nin bölgedeki askeri varlığını da doğrudan etkiliyor. Savaşın başlamasıyla birlikte petrol fiyatları dalgalandı, küresel piyasalar tedirgin oldu. Hürmüz Boğazı'nda artan gerilim, enerji arz güvenliği endişelerini beraberinde getirdi. İran, saldırılara karşılık olarak bölgedeki vekil güçlerini harekete geçirdi. Lübnan Hizbullah'ı, Yemen'deki Husiler ve Irak'taki milis gruplar, İsrail ve ABD hedeflerine yönelik eylemlerini artırdı. Bu durum, çatışmanın daha geniş bir bölgesel savaşa dönüşme riskini yükseltiyor. Rusya ve Çin, savaşa ilişkin tutumlarını denge politikası üzerine kurdu. Moskova, İran'a yönelik saldırıları kınarken, Pekin enerji güvenliğini önceliklendiriyor. Avrupa Birliği ise ateşkes çağrısı yapmakla yetindi. NATO içinde ise ABD'nin müttefikleriyle istişare etmeden hareket ettiği yönünde eleştiriler var. El-Sayed'in açıklamaları, ABD'nin savaş kararını sorgulayan seslerin yükseldiği bir döneme denk geliyor. Kongre'de bazı Demokratlar, savaş yetkisi konusunda anayasal süreçlerin ihlal edildiğini savunuyor. Kamuoyu yoklamaları, Amerikan halkının büyük bölümünün yeni bir Orta Doğu savaşına sıcak bakmadığını gösteriyor. Bu durum, 2026 seçimlerinde dış politikanın belirleyici bir faktör olacağını ortaya koyuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran savaşının jeopolitik ve ekonomik etkilerini doğrudan hissedecek konumda. Savaş, Türkiye'nin enerji ithalatında önemli bir paya sahip olan İran'dan petrol ve doğal gaz akışını riske atıyor. Hürmüz Boğazı'ndaki gerilim, küresel enerji fiyatlarını yükselterek Türkiye'nin enflasyon ve cari açık sorunlarını derinleştirebilir. Ayrıca, savaşın Suriye ve Irak'a yayılma riski, Türkiye'nin güney sınırında yeni bir istikrarsızlık dalgası yaratabilir. Türkiye, İran ile diplomatik kanalları açık tutarak ateşkes çağrısı yaparken, ABD ile İsrail'in askeri adımlarını da yakından izliyor. Savaşın uzaması, bölgesel Kürt aktörlerin durumunu da etkileyebilir. Ankara, bir yandan İran ile ticari ilişkilerini korumaya çalışırken, diğer yandan NATO müttefiki ABD ile denge politikası yürütüyor. Türkiye'nin, savaşın enerji arz güvenliği üzerindeki etkilerini hafifletmek için alternatif kaynak arayışları hız kazanabilir. Bu gelişmeler, Türk dış politikasının çok yönlü ve temkinli bir çizgi izlemesini zorunlu kılıyor.